23 Mart 2016 Çarşamba

küçük bir molaydı

bu sefer gerçekten uzun bir ara verdim yazıları bile okuyamadım. uzunca bir süre griple savaştım birazcık iyi olur gibi oldum ablanın hadi doğum günümde istanbulda olalım teklifine olur deyince kendimizi istanbulda bulduk. istanbulda pek çok eş dost olmasının yanı sıra kardeş bildiğimiz dostumuz var, pek tabi onun yanında kalmayı tercih edecektik. sevgili akrabalardan kolay kurtulmak için direkt bavulla arkadaşın kapısındaydık. esra, benim ailemden onu neredeyse 20 yıldır tanıyorum bir kaç sene es verdiysek bile mesafe açılmadan kapattık. aslında farklıyız, farklı aldık, farklı gördük, farklı büyüdük. o öpülmekten hoşlanmazdı ben onu öptüm, ona sarıldım, onu sevdim hem de çok. ben zor biriyimdir o beni sevdi baştan beri, bütün agresifliğime bütün zıpırlıklarıma rağmen sevdi. eşi de yani bizim kenoşumuz da çok samimi, dürüst, rahat o da aileden yani. bunların iki de sebisi var benim için zor ama çok güzel günler geçirdik. hala diyorum zerre evlenme ihtimalim varsa artık o da yok. çocuk, sorumluluk, hayat değişimi hiç bana göre değil. ben o derece sabırlı değilim. minicik çocuklara disiplin uygulamaya çalışıyorum sonra da niye halimeyi benden çok sevdiler diye zırlıyorum, sanırım hala ergenim (: ama her eve dönüşteki o gülen gözleri nasıl mutlu ediyordu bizi anlatamam. 
on beş gün geçirdik istanbulda o kadar gün içinde hiç bir turistik faaliyete girişmedik, günlerimiz şehrin dört bir ucuna yerleşmiş akrabalara ulaşmak için metrolarda geçti (: aaa kendimize iftira atmayayım bulduğumuz her fırsatta da pek tabi alışveriş yaptık. hiç bir kıyafetimiz, ayakkabımız yokmuş gibi cüzdanları boşalttık. ama uygun yani rizeye göre her şey çok çok uygun yemeğinden, çantasına, çerçevesine kadar. bir günü biz rizede bu zevki yaşayamıyoruz hani bir pazar keyfi olsun diye kadıköy-salı pazarına ayırdık ne mi oldu? tırt. o pazar için deniz aştık ama değmedi. bir akraba ziyareti için tarabyada olduğumuz bir gün tesadüfi pazar vardı ve yarısına bile bakmadan çok verimli geçti, devam etseydik sanırım eve dönemezdik. yani bazı şeyleri planlamayacaksın, akışına bıraktın mı bazen daha güzel sonuçlanıyor. 
şahsen benim psikolojim çok zorlandı zira bütün akraba bana tavır yaptı herkese dert anlattım, hepsi onlarda daha çok kalmamızı, ilk onlara gitmemizi istedi ama biz arkadaşımızla olmaya geldik, gezmeye, eğlenmeye, sabaha kadar muhabbet etmeye, yani biraz mantıklı olmaları çok mu zor? ha evet tabi ki güzel sevilmek, istenmek ama işte maalesef biz gençler kadir kıymet bilmiyoruz (:
istanbul, gez gez bitmeyecek bir şehir ben ise tembel bir bünye, bir semti bile yürüyerek gezmek mümkün değil ama bir daha gidişte akılda kalan yerleri gezmeye karar verdim. birazcık yorulunca hastalığım nüksetti ve beni bir türlü rahat bırakmadı, halsizlik, öksürük, uykusuzluk. ablanın da tatilinin içine etmek istemediğim için kendimce insan üstü çaba sarf ettim (:
ablanın doğum günü için gittik ne mi yaptık koca bir hiç, o gün arkadaşın misafirinin geleceği daha doğrusu geleceğini bildireceği tuttu zira dediği halde gelmedi bizim bütün planlar çöp olmuştu nasılsa. taksimde bir kahve içelim dedik, kenan bizi bırakamadı ee bir iki saat geçince sanki esraya haksızlık gibi geldi ve döndük evde tipik bir pasta muhabbeti yaptık çocuklarla güle oynaya.
biz istanbuldayken, ankara bombalandı, maalesef o acı geyikleri yaptık, patlamadan eve geldik, bugün de ölmedik, metrodaki tuhaf tipleri uzun uzun süzdük, inince bir oh dedik, ha eve kapanmadık. kaderimizde varsa olacak diyen tipleriz eve döndükten iki gün sonra taksimde bomba patladı. taksim bize çok yakındı taksime gittik, aynı caddeyi kaç kez yürüdük, o mağazalara girdik, ben de sen de orada olabilirdik tuhaf gerçekten çok tuhaf ne aklım ne yüreğim anlayamıyor bu olanları.
başta hiç gitmek istemedim, hastaydım, tembeldim, ailemi bırakmak istemedim, çok sorunlu bir tipim, millet gezmek için can atar ben tam bir ev kuşuyum. yine de her şeye rağmen bir nefesti, bir değişiklik, bir muhabbet.