30 Aralık 2015 Çarşamba

sevmiyorum (bir)

- yatağın içinde kumanda kaybetmeyi
- bazı kakaolu abur cuburların ağızda bıraktığı tadı
- spor yaparken geçmek bilmeyen dakikaları
- kilomu
- bir gıdım yürüyünce ağıran ayaklarımı
- çay içtikten sonra diş fırçalama mecburiyetimi
- migrenimi
- maydanozu
- uyurken yastığı diklemeyi
- ispanyol paçayı
- cizmenin içine giren paçaları
- askıdan düşen kıyafetleri
- kararsızlığı
- beklemeyi, bekletmeyi
- birisini gülerken kendisi daha beter olanları
- uyumsuz renkleri
- indirimde kendime göre bir şey bulamamayı
- ayaklarımın buz olmasını
- yanlış anlaşılmayı
- inatçılığımı
- sadece kendi çıkarını düşünenleri
- odamdan zar zor çeken netimi
- ayrımcılığı
- istediğim gibi bitmeyen dizileri
- tıkanıp kaldığım kitapları
- içinde kemik olan yemekleri
- nescafe tarzı toz içecekleri (salep hariç)
- her boku eleştiren tipleri
- içemediğim suyu
- fincanda çayı
- tembelliğimi
- hırsım olmamasını
- turuncu rengini
- sürüngenleri
- meraklı oluşumu
- her türlü konuda evham yapabilmeyi (kendim hariç)
- kalabalığı
- aşırı parfümü
- lahmacun sonrası çekilen eziyeti
- yapılan planların gerçekleşmemesini
- çok hanım hanım şıkır şıkır kıyafetleri sevmiyorum.

not: neden başkaları da yapmasın ki (:

19 Aralık 2015 Cumartesi

remember you - hello monster

büşra çok istiyordu ama artık yazamıyordu, olmazdı burayı boş bırakamazdı, eğer daha da yazamazsa buralar tarla olacaktı. son zamanlarda dizi de izlemeye başlamıştı ne onları ne kitaplarını paylaşmaz olmuştu. kendini zorladı ve en son izlediği diziyi paylaşmaya karar verdi. ablası beğenmiş, sen de izle kızım demişti, büşra da polisiye, gerilim oldu olası severdi pek düşünmedi ve izlemeye karar verdi (:
 remember you'nun başrollerinde seo in guk ve jang na ra var. ikisini de daha önceden izledim. reply ile kendisini sevmeyen yoktur zannımca, hatun kişiyi de daniel choi ile bir dizide izlemiştim hiç anımsamıyorum bile. lee hyun, yurt dışında yaşayan profil uzmanı gibi bir şey. bazı nedenlerle koreye dönüyor, adamın bir hedefi var ve ona ulaşmak için de cinayetlerin çözümüne yardım etmeye başlıyor. tam bu esnada dedektif cha ji an ve ekibi devreye giriyor. lee hyun'un babası polisti, bu sebeple hayatlarına seri katil olan lee joon dahil oluyor, bütün dizinin temeli aslında, yani senaryonun başlangıcını oluşturuyor. 
lee hyun, koreye hem hayatının içine eden katili hem de kardeşini bulmaya dönüyor. bazı bölümlerde bu doğrultuda olan cinayetler bazen de alakasız cinayetler işleniyor. geçmişe dönüp olayların nasıl başladığını, neden olduğunu izliyoruz. kardeş ve katili ararken bence çok zorlanmıyoruz. cha ji an'ın da geçmişle ilgili sıkıntıları var ayrıca lee hyunla farklı bir bağı da var ve zamanla yakınlaşıyorlar ama aşk sahneleri neredeyse hiç yok bence dizinin en güzel yönlerinden biri buydu.
en iyisi sevdiklerim ve sevmediklerimi söyleyeyim zira anlatamıyorum (: lee hyun zaten başlı başlına sevilesi, çok karizma ve kuuldu gayet de başarılıydı. hatun için çok harika yorumlarım yok, ne süper bir oyunculuğu ne de güzelliği var, sürekli güllerin savaşındaki kıza benzettim yüzünün şeklini konsantre olamadım (: ekibi sevdim, hepsi tatlıydı özellikle ekip şefi daha da tatlıydı. kardeşi çok donuktu ama abisinden ilgi gördükçe çaktırmadan gülümsediği sahneler çok güzeldi. katilcik te gayet başarılı bi amcaydı ilaveten yakışıklıydı. geçmişteki karakterlerden baba, çocuklar ve özellikle katilin gençliği çok iyiydi. daha öncede izledim o çocuğu çok pörfekt. 
en sevdiğim sahneler; lee hyun'un ekiptekilere sevgi yüzdesi vermesi, galerideki amca ile olan sahneleri, küçük lee hyun'un defol demeleri, genç katilin sahneleri, kardeşle selfi, ev işleri, çözülen düğümler, lee hyun'un akıl yürütmeleri, cinayet nedenleri gibi. açıkcası sonu beni çok tatmin etmedi, yani anladım da daha açık olabilirlerdi (: ilerleyen bölümlerde her şey ortadayken rahatça görüşülmesini çok tuhaf buldum, her zamanki gibi son bölümde de hopp oldu bittiye getirdiler. ama genel olarak izlediğim farklı dizilerden biri oldu ve beğendim. 16 bölüm ve hızlı ilerliyor. ayhh cinnet geçiricem bu kadar yazılamaz, anlatılamaz, becerilemez çok sorii.

görseller: ordan, burdan:p

7 Kasım 2015 Cumartesi

oh my ghost


yazamıyorum neden böyle oldu yahu? bu zinciri kırmak için en son izlediğim diziyi yazarak kolaya kaçmaya karar verdim. bir türlü çekiklere başlayamadım soğudum da soğudum, yazın zaten iş yoğunluğundan fırsat olmuyor bütün sene boyunca da lanet online bir yarışma takip ederek bütün zamanımı hiç etttim. melike'nin teşviki, nabrutun reklamlarıyla yeniden sevimli şeylerle buluştum. melike şunu izle bunu izle diyor ben de ergen şeysi izlemem diyorum zira 13 lerinde bir kuzen  sebisi izlediğim dizileri izliyor dostlar :( olmuyor kalbim buna dayanmıyor o yüzden diyorum artık acusi dizileri izleyeyim de pişti olmayak tam seçeneklere burun kıvırırken o gece gülmek istedim böylece pat diye seçimi yapıp oh my ghost'u seçtim. tek isteğim komik ve kısa olsundu çünkü 16 bölümcüktü :) iyi ki öyleydi daha fazlası zorlardı. kore dizilerinde ya şirket ya restoran olacak bunda da en tatlı şeplerden biri var (: ekibi de kendi gibi tatlı, o tatlıların içinde gudubet gibi bir kız var, kız başlarda oldukça iticiydi zira kişiliği benim de tahammül edemediğim bir tip ama işte yaşadığı zorluklar nedeniyle onu affettim (: 

ne zaman diziye hayaletçik dahil oldu işte o zaman keyiflendi. tipik senaryolar, olaylar gelişti. kızın yaşadığı değişimler, ikilemler, bunun sonucu oluşan şaşkınlıklar ve hayaletin hikayesi, onun hikayesinin diğer karakterlerle alakası sıradanlığı bozdu. bence kurulan ilişki fena olmadı. dizi olur da ballı kaymaklı aşk olmaz mı ? var tabi ki, aşka başlama aşamaları, o yemelik flörtleşmeler, kızımızın çapkınlıkları, oğlumuzun heyecanları, ayyy bak özledim şimdi (: şepimiz ya sen nasıl güzelsin ya o gamze nedir ayıptır günahtır, karşısına geçip uzun uzun seyretmeliklerden kendisi. oyunculuğu da güzeldi açıkçası çok dikkat etmedim :p kızlar da başarılıydı. yan rollerden şepin yardımcısı renkli bir karakterdi, kuul çocuğun gizemli bir havası vardı hep bir atraksiyon bekledim ondan, kötü çocuk çok çok donuktu bence belki öyle olmalıydı bilmiyorum. konuya hiç değinmeden dizi anlattım yalnız, neyse ki kızlar var :)
hala okuyanlar varsa öpüyorum sizi (öperkengözkırpansimiley)
görseller: asianwiki 

17 Eylül 2015 Perşembe

bağımlılık


sanırım her insanın bağımlı olduğu bir şey, bir konu, bir durum vardır belki de birden çok daha fazladır. bağımlık sadece kötü şeyler mi? bence değil iyi şeyler de insanda bağımlık yapar (kitaplar). bu konu nereden aklına geldi diye sorarsan blokcan 11 aydır ütopya adlı yarışmanın bağımlısıyım ve bu geceki eleme nedeniyle bol bol ağladığım için bağımlı ünvanımın hakkını sonuna kadar verdim. normalde çok iradeliyimdir ve her hangi bir bağımlılığı olanın biraz zayıf olduğunu düşünürüm. sigara, ilaç, ilişki gibi. tabi bu negatif bağımlılık için geçerli çünkü insan iyi şeylerden neden kurtulmak istesin ki. belki de sıkılgan olmakla alakalıdır işte sayısız dizi izlersin sonra çat diye bırakırsın ya da yıllarca her gün eticin yersin sonra yiyemez hale gelirsin. bağımlı olmak tercih elinde olduğunda zararsız bence. şu anda çok yorgun olduğum için zırvalıyorum aslında bi de buranın boş kalması hoşuma gitmiyor. evi boyatalım dedik, boyacı anneme sadece perdeleri çıkarın dedi biz ne mi yaptık istesek yarın evden taşınabiliriz, ev boya olacak her yer haliyle kirlenecek ama biz temizlik yaptık :( annem ev karışık olduğunda cinnet geçirecek kıvamda bir kadın sabahtan beri sinir harbi yaşadı zavallı babam her gözüne battığında şiddetli depremler yaşadık neyse ki kazasız atlattık (: fiziksel yorgunluğumun üstüne bir de duygusal yorgunluk binince tam oldum, öyle işte sevgiler.

3 Ağustos 2015 Pazartesi

ruhundaki zehirle yüzleş

yeniden bir tess gerritsen daha. her ne kadar son kitaptan memnun olmasam da kütüphanede acelem olduğunda tanıdık bir sima görüp düşünmeden alıyorum. bu kitap ta onlardan biri oldu. ne öyle edebi bir kitap ne aşırı gerilim dolu ne aşk yüklü. basit, kolay okunur, sürükleyici, zamanını geçirtecek cinsten. bir otopsi uzmanı kadın başrol, bir kaç tane uyuşturucudan ölen olunca kadın huylanıp işin peşine düşüyor zira uyuşturucu madde yeni bişi, bir ilaç firması sahibi de kızı nedeniyle bu olayların içinde. fakir semtlerde arayışlar, kovalamacalar, restleşmeler. bunu kim piyasaya sürdü, bundan kimin çıkarı varı aradık bir süre. önümüze sunulan simaların aranan kişi olmadığını kolay anladık, sonu tahmin edebildik, acaip bi şekilde aaee olmadık. yazar hanım, araya aşk ta katarak, romantik severlerin de gönlünü aldı. süper bir kurgusu olmayan ama üff püff de dedirtmeyen bir kitaptır kendisi benim için.
not: blok boş kalmasın diye taslak yazıları devrede
peki sor bakalım hatırlıyor musun? burda ne yazdıysam o :(

7 Temmuz 2015 Salı

aylık var bişi altı

hayattan bir kopmuşum ki aa dostlar. çok yoğun geçen bir mayıs ayını takip eden ramazan beni pert etmiştir. ha oruçla ilgili hiç sıkıntım yok bin şükür ama ramazan demek evdesin demek. ay buna bi de iki aydır taş patlasa iki üç kez güneşi gördüğümüzü de eklersem tadından yenmez, yok çürüyüp kalcağız bi yerlerde (: iş seyrekleşince belki az biraz keyif yaparız dedim, belki şöyle hafif güneşli havada kitap okuruz, müzik dinleriz, haytayla yürüyüşler yaparız dedik ama nerdee hava da sağ olsun tamamen pasifize olduk. 
benim pıtırcık ablam da ilaçsal sorunlar yaşadı ve bir aydır surat yerlerde benim de çevremdeki negatifliği çekmek gibi harika bir huyum vardır, böyle güzel günler geçirdim işte (: ne dizi ne film izledik, okuduğum kitap bir kaçta kaldı, kitaplarım da sağ olsun pek sürükleyiciydi! (burada yazar kişi kendini kandırıyor)
çekiklerimi ve animelerimi de özlüyorum ara ara ama elim gitmiyor hevesim mi geçti nedir? ramazanın en güzel yönlerinden bir ve ikincisi; kahvaltı yapmamak ve sabaha kadar özgürce oturabilmek (: havanın aydınlanması, kurbağa ve kuş sesleri, hava yağmurlu olsa da yaz kokusu. ütopya bağımlılığım devam etmekle beraber azaldı ama semih sevgim baki (: bi de geçenlerde doğmuşum çaktırmadan :p semra kaynana diyesi daldan dala daldan dala böyle yapılır :öpcük:

7 Haziran 2015 Pazar

bir ses böler geceyi

öncelikle ahmet ümit' in okuduğum ilk kitabıdır kendisi. büyük meraklar içindeydim ahmet ümit için, hane polisiye, gerilim yazıyo diye ama bu kitapta ne bi gerilim ne bi polisiye. üstelik kitabın türü de bu ha. süha adlı vatandaş zamanında büyük solculardan olup, şimdilerde akademisyen olarak hayatına devam etmektedir. anket manket ayağına bi alevi köyünde bulunuyolar, işte bi hocasına almaya giderken kaza yapıyo, orda bi macera bi macera sorma gitsin, alevilerin bazı tutumlarını, adetlerini kendince gerilim içinde anlatmaya çalışmış yazar kişi. ben hiç gerilmeden hmm diye diye okudum kitabı, alevi kültürünü anlatıyo bi nevi. kitap kendini okuttu ama ben pek başarılı bulmadım, en azından bir gerilim kitabı olmadığı kesin.

15 Mayıs 2015 Cuma

hayvan çiftliği

ben bu kitabı okudum, okumadım, acabalardaydım. okumaya başlayınca evet okumuşum dedim ama tabi ki tekrar okudum. 1984 ü okurken de her satırda hayrandım bu kitabı okurken de tekrar hayran kaldım. sistemi, siyaseti, otoriteyi, liderleri, halkı öyle güzel betimlemelerle anlatıyor ki sevmemek elde değil. kitap, hayvanların darbe yaparak idareyi ele alıp, insanları kovmalarını, bütün işleri hep bir elden, eşit, adil, demokratik bir şekilde çözmelerini anlatıyor. hayvanların en akıllısı domuzlar olduğu için lider onlar oluyor ama nasıl günümüzde partiler varsa onlarında iki lideri var biri başka diğeri daha başka. işler çok güzel giderken gel zaman git zaman insanoğlu gibi bu hayvanlar da çiğ süt emmiş herhalde koydukları kurallar, eşitlik anlayışları, beraberlikleri yavaş yavaş bozulup, insanların yapmış olduğu diktatörlüğü bir domuz bey yapmaya başlıyor, kendilerinden olmayan hayvancıkları (tipik kast) ezmeye başlıyor, artık her şey eskisinden de kötü olmaya başlayınca, farklı isyanlar, tekrar darbe çabaları, olaylar, olaylar. george amca, o kadar yıl önceden o günleri eleştirdiği gibi tee bu günlere de ışık tutmuş, ayrıca sadece tek tarafı değil o dönemdeki diğer liderleri, tutumları da eleştirmiş. çok güzel pek güzel.

29 Mart 2015 Pazar

düğün yaptık ya biz (:

video

bi milyon yıldır yokum buralarda, niye mi yokum beni yazdıran kore dizilerine uzun bi ara verdim hadi onu geçtim benim terbiyesiz kardeşimin evleneceği tuttu. güya ayrıntıları atlamayıp burada da paylaşçaktım anı için ama pek tabi atladım niye çünkü her haltı kaydedeyim diye didinirken bi de bakıyorum bütün büyüsünü kaybediyorum her olayın. yani gözümle izlemekle kamera arkasından bakmak kesinlikle aynı değil. 
benim gıcık kardeşim, fi tarihinden beri aşk yaşayıp bu sene evlenmek kendilerine nasip oldu mis gibi de oldu. tabiri caizse üç gün üç gece düğün yaptık, bi gelinimizin kınası, bi bizim kına ve düğün. meltemin kınasında eğlenek diye millet de eğlensin babında koptuk :p sonra bizim kına, yemekli ve eğlenceli olduğundan bi de fabrikamızda olduğundan deli gibi de onda yorulduk ertesi günde de düğün koşturmacası. hep ay nasıl olcak ay nasıl yapıcaz dedik durduk ama oldu bitti işte. evlerini hazırlarken ufak tefek aksaklıklar haricinde hiç bir olumsuzluk yaşamadık, şükürler olsun.
                     
kardeşim, karşı apartmana ( tam manasıyla karşımdalar) taşındı önce çok sevindim sonra acaba dedim daha sonra yine sevindim (: elimden geldiğince iyi görümce olmaya çalışıyorum ha zor biriyimdir ama artniyetli asla değil onların iyi olmasını istiyorum pek tabi ki. yahu bizim gibi cici görümceler sevilmez mi (: evin kurulmasıyla benden çok çok ablam uğraştı, resmen annelik yaptı onlara, her dediklerine ayak uydurdu hep isteklerine önem verdi. çok ta kafasında büyüttüğü için bu süreçte çok yoruldu, düğün biteli bi hafta oldu hala yorgunuz ama sürekli oh bitti şükür diyoruz. nasıl evleniyorlar yahu çok zor. 
                                            
(mezuniyet balosu hariç) hayatımda ilk kez az kokoş oldum, ilk defa biraz makyaj yaptım ilk defa biraz topuklu giydim (ve öldüm nasıl giyiyonuz lan) ee kardeş düğünü olunca dikkat dediler bize, elbise diktirmekler hiç güzel abiye yok be ne öyle assolist şeyleri, aslında gayet düz bir elbise diktirdik ablacımla. kuaför olayını da atlattık bi şekilde, eşarbımı ben yaptım en beceriksize rastladım da (rizenin en kaliteli ne pahalı kuaföründe) az da kızmış olabilirim (: gelinin kına çerezlerini ellerimizle hazırladık, kınası da çok güzel oldu, az kişi öz eğlence. kendi kınamızda, yemekleri biz servis ettik belki de tekrarlarla üçyüz kişi felan yedirdik, o bir kaç saatlik telaş ömrümüzden bir on yıl götürmüş olabilir (: sonrasında ee burası rize silahlar (ama akıllıca), havai fişekler, yerel sanatçılar ve horon. hava kötü olduğu için bahçede değil de fabrikanın deposunda yaptık beklediğimizden güzel oldu.

düğünümüzün de biz pek bir şey anlamasak ta misafirler çok güzel olduğunu söylediler, düğün sonunda ailecek kaldık ve yine eğlendik dıptıs dıptıs havalarıyla, aile horununa yaşlı halam bile katıldı değme keyfimize, çok duygulandık, çok mutlu olduk. küçüğümüz evlendi artık farklı bir yuvası var bi de bebiş gelirse düşünemiyorum. çok karışık anlattım ama buraya not etmemek olmazdı. bu kadar detaylı yaşadık hiç heves etmedim, evde kaldığım resmileşmiştir (:
video

20 Şubat 2015 Cuma

küçük arı

küçük arı, yazarın okuduğum ikinci kitabı. ilki kundakçı adında polisiye tarzında bir kitaptı (kapağında balon olduğu için tercih etmiştim :p) ve benim için vasat olarak kalmıştı. bu kitabın namını duymuştum biraz, duygusal bir kitap olduğunu biliyordum,biraz khaled hosseini tarzında bir kitap. ingiliz bir çiftin, evliliklerini kurtarmak adına savaş içinde olan nijeryaya tatile gitmeleriyle konu başlıyor. kitabın kahramanı küçük arı ile sahilde, pek te hoş olmayan bir şekilde tanışıyorlar. sonra küçük arı'nın nijerya'dan ingiltere'ye kaçıyor, mülteci kampından da bi şekilde kurtulunca tek tanıdığı insanları arıyor. bulduğunda da kitabın dönüm noktası ile karşılaşıyor. sonraki süreçte, sarah'ın hayatına girişi anlatılıyor. devamında olaylar, olaylar. yazar, sık sık geçmişe giderek bize olayların nasıl gerçekleştiğini anlatıyor. kitabı bazen küçük arı bazen de sarah seslendiriyor. kendi analizlerini, duygularını, korkularını, seçimlerini anlatıyorlar. savaşın acımasızlığı, çaresizlik, ayrımcılık, ırkçılık, acıtıcı bir şekilde vurgulanmış. küçük arı 16 yaşında fakat yazar bunu açıklamazsa asla anlaşılamayacak olgunlukta. işte işin gerçek kısmı bu, ne kadar yaş alırsan değil ne kadar yaşarsan olgunlaşırsın. kitaptaki olaylar ve kişiler gerçek değil fakat çok çok yalan da değil. kitaptaki gibi petrol yüzünden iç savaşlar olmuş, insanlar ülkelerinden kaçmış, mülteci kampları, sınır dışı edilmeler olmuş. zaten okurken evet bunlar gerçekte yaşanmıştır diyorsunuz biz yaşamasakta tanıdık gelen hikayeler. maalesef, benim için çok sürükleyici olmadı, okunası çok kolay bir kitap değil zaten elimde iki hafta kaldı. onun haricinde yazarın üslubu, hikayelendirmesi güzel ve gerçekti. her ne kadar hep mutlu olmak istesek te mutluluk sürekli olan bir kavram değil sanırım.

1 Şubat 2015 Pazar

nine: nine times time travel


hem dizi aleminden hem de blog aleminden uzak kalınca hiiiç yazasım olmadı. daha da yazmazsam kopacağım gibi gibi. fi tarihinde izlediğim diziyi anlatayım madem (: aşk dizilerinden gına geldiğinde farklı bişi izlemek lazım dediğimde karar vermiştim izlemeye. nine times, dizinin sadece değişik olduğunu biliyordum zaten bi fikrin olmaması daha güzel daha sürprizli oluyor. dizinin başrolü, gizemli bir tütsü çubuğu (aslında 9 tane). canımız, ciğerimiz kahramanımızın bir abisi var ve kendisi bu çubukları bulmak uğruna ölüyor, kardeşi de bu sefer onu geri döndürmek için çubukların peşine düşüyor. tabi ki buluyor ohh başlasın zaman makinesiyle oynamak. zırt pırt geçmişe dönüyor arkadaş bişileri düzeltmek adına. biz de maziyi merak ediyoruz, değişecek mi ne olacak diye? sırlar, karışıklıklar, aşk ikilemleri, intikam duyguları, hastalıklar, ölümler bissürü ortaya karışık durumlar. çok da anlatacak bişi bulamıyorum, evet konu saçma ama farklı, güzel. onu bunu bırak adam güzel be, yer yer keyiflendirip yer yer de ağlatıyor daha ne olsun, sevmiştim siz de sevin (:
not1: ilk defa bu kadar kısacık yazdım (yazmak için yazdığımdan :p)
not2: o kötü adam var ya o nedir yahu nedir yani o mimikler midemi bulandırdı
not3: görsel yeppudaa

15 Ocak 2015 Perşembe

gizli anların yolcusu

ayşe kulin okumayı severim, genellikle sürükleyici bir dili var, ee benim için de sıkılmamak pek mühim. bu kitabı ve bora'nın kitabını pek merak ediyodum, gizli anların yolcusunu okuyunca boranın kitabını da okumak farz oldu pek tabi. neyse kütüphanede bulunca aldım hemencecik, okumaya başlayınca da kısa bi sürede bitirdim zaten. ayşe kulin, insanları anlatmayı pek seviyo, olayların içinde, kahramanların krakterlerini, hayatlarını, aşklarını daha bi vurguluyor. bu romanda da bize aslında ilhami'nin hayatını ve hayatında olan ve giren diğer insanları anlatıyor, kısım kısım bir diğeri ağır basıyor, sürekli aynı karakterde asılı kalmıyo, bu da sıkmıyo adamı. işte bu ilhami, basım işi yapıyo, evli ve çocuklu oldukça da mutluymuş ama yaşadığı bişi hayatını altüst etmeye yetmiş. işte zor, boğucu hayatında bir renk mi arıyo yoksa tuzağa mı düşüyo nası oluyosa, aşklar, kıskançlıklar giriyo hayatına. karısı, kızı, sevgilisi, ortağı zavallı adam uğraşıp duruyo ama sonra gerçek aşkla tanışıyo, tüm hayatını değiştirmeye göze aldığı gerçek aşkla. ayşe kulin bize aslında bir aşk arayışını, diplerde olan bi adamın tekrar yükselmesini anlatıyo, pek de güzel anlatıyo. kitabın benim için olumsuz tek yönü ise günümüz hükümetine bolca giydirmesi, yani bu baskıcı dönemde bunu okuyunca, sıktı biraz, siyasi bölümleri. yani bu kadar da abartılmaz ki, kesinlikle bizim gözlerimiz farklı, anlayışımız farklı, hislerimiz farklı. eğer gerçekten de böyle baskı altında hissediyolarsa kendilerini gerçekten yazık onlara. ama biraz kendilerini kandırıyolar bence (: öle işte benim için geçer not aldı, güzel bi anlatımı vardı her ne kadar tipik bir hikayesi olsa da. bora'nın kitabı çok daha ilginç ve dikkat çekici gibi.

2 Ocak 2015 Cuma

ütopya

ben oldum olası tivide yayınlanan bbg, gelin damat türü programları sevmişimdir, bazılarını çok iyi takip etmişimdir.onlar kurguladı biz izledik. şimdi de ütopya var, ah ah itinayla uzak durmaya çalıştım ama olmadı. başından beri üyelik almadım takılıp kalmamak için ta ki şöyle bi on gün önceye kadar. gerçi o da nasılsa paralı olacak izleyemeyeceğim düşüncesindendi. başta hiç hoşuma gitmedi, gece tekrarı var ben de rastlıyodum, hep kapadım, biraz biraz daha takılıp kaldım. bu tür yarışmaları seviyorum çünkü meraklı bi insanım, hem onları tanımak istiyorum sonra değişimlerini görmek. karakterlerini ya da karaktersizliklerini. farklı insanlar, farklı kişilikler, farklı kültürler. hepsi bir ortamda toplanınca al sana kaos. her izlediğimde bir şok olma sebebi yaşatıyorlar bana sağ olsunlar, bi öyle bi böyleler, istisnasız hepsi öyle. sanırım öyle de olmak zorundalar.
her yer kamera kendinizi saklayamıyorsunuz, yalanınız da dolanınız da ortada. saçma sapan şeylerden tartışma, bir birlerini anlayamama durumları, dedikodu, kıskançlık, ego, hırs. işte izlerken evet bu senaryo ama gerçek diyorum, gerçek dünya da böyle, aynı pozisyonlara çoğumuz düşmüştür, içimizde iyilik olduğu kadar kötülük te var, hırs da var, kibir de, kıskançlık ta. kimisinde az kimisinde çok ermiş kişilerde hiç olmayabilir (bi eremedim be) bu sebeple seviyorum abi, bak gördün mü nasıl yalan dedi şöyle demişti, bakışa bak nasıl sahte bunları yakalayıp bi halt ettiğimi sanıyorum her şey ortada zaten. içten içe bunların oyun olduğunu bilsem de iyice gözüme sokulması hoş değil, bazıları jerinin çok işe karıştığını, kurmaca olduğunu ispatlar gibi konuşuyorlar, ben de aaa evet diyorum. acunmedyayı beğenirim, acun'un kariyerini, tavrını, kimseyi sallamaması da hoş bence (özel hayatına yorum dahi yapmıyorum) ama işte reyting için her şey mubah sanırım. pek tabi ben de bi grubu destekliyor kimilerini daha çok kimilerini hiç. ve evet hiç tanımadığım insanları sevip, hiç tanımadığım insanlara acaip gıcık olabiliyorum. ben semih grubunun taraftarıyım, bunda en büyük neden pek tabi semih. çünkü adam her yaptığını açıkça söyleyebiliyor, arkadan konuştuklarını yüzlerini söyleyebiliyor, evet hep strateji peşinde ama işinin bu olduğunu da açıkça söyleyebiliyor. bunun üstüne bi de aşk oyunu var. 
ya ben buna inanıyorum, bu kadar iyi oynayamazlar. kurre için hala emin olmamakla birlikte semihten eminim ( ne gülecem kendime sonra) diyorum ki illa aşk oyunu oynayacaksa neden kurre? kızın güya sevgilisi var neden böyle bir risk alsın çünkü bu durum olumsuz karşılanabilirdi. baştan beri çok yoğun ilgisi vardı, yani oy potansiyelini bilmeden önce de. kurre, hep istemem yan cebime koy modundaydı sanırım ya pes etti, ya hoşlandı ya da o da oyuna girdi. ama ben en çok onların flört durumlarını seviyorum, bakışları, utanmalar, nazlar, bişi yapmak istemeler ama yapamamalar, benim olayım aşk zaten ya böyle kikirdirik halleri seviyorum. geçmişimde tülin-caner dramı var, bu ne ki.

grubun diğer üyeleri için asla emin olmadım, türkana uyuz oluyorum, ben, ben, ben başka da bişi yok, evet çalışıyor ama bunu sırf çalışıyorum demek için yapıyor çok belli. herkesi çok sevdiğini söyleyip iki dakka sonra kuyusunu kazabiliyor üstelik gülerek. murat, gerçekten çözemedim, bence kapalı kutu, her an her şey yapabilecek potansiyelde. altar, benim için en silik tiplerdendi, ama kaç kere elenemedi, bunda kendi faktörü de var zira onun için çok efendi deniyor, aslında sessiz sakin zekilerden, cuk oturan lafları pat diye kurabiliyor, ama grup kavramına gerçekten sadık gibi. özlem ve abidin için lafım yok diycem de abidini popstardayken de sevmezdim ben barışı tutardım, o zaman bile nasıl birinci olduğunun şoklarındaydım. özlem, beni gerçekten tam anlamıyla şok edip sevindirdi zira hiç hoşlanmıyodum. inci, şöyle şuna iki tokat atayım dedirtecek bi kız, delikanlı ayaklarında ama hiç güvenilir değil bence, türlü saygısızlıklar yapmışken başkasına saygısız diyor ben dilime almaya utanırdım. serkan, çok fazla bi öyle bi böyle, semihle oturup saatlerce konuşup haklısın, evet derken diğerlerinin yanına gidince tonlarca laf ediyor, üstelik kendisinin hep adaletli olduğunu, kimsenin arkasından iş yapmadığını vurguluyor. tuncay, kendisinden de hoşlanmıyorum, çünkü semihi parçalamak isterken yüzüne şirinlikler yapabiliyor, büyük büyük lafları var, çok bilmişler (bunlara serkan da dahil) entelektüeller ya kimseleri beğenemiyolar, of ben diğer tarafı desteklediğim için çok cahilim, kahretsin. hayatta böyle bi yazı yazacağım aklıma gelmezdi, çevremde izleyen yok ee kime anlatcam höh patlıycam valla (:
not: hiççç okuyamam bi ton yanlış vardır kesin üff.