26 Haziran 2014 Perşembe

unemployed romance


hastanede kaldığım günlerde ablanın bilgisayarını karıştırdım ne var ne yok diye. sonra bu dizinin bazı bölümlerine rastladım ve hoşuma gitti, abla kişisi de tavsiye edince bi de sadece on bölümcük olunca ben balıklama daldım pek tabi. 
                                       yerüm sizi                                        
dizi şimdiki zamanda başlayıp, şimdi hatırlamıyorum 10 sene felan öncesine gidiyor. kızımız bir yazar ama çok faso fiso işler yapıyor ve çalıştığı şirket iflas ediyor. işsizlik maaşı almak için de bizim işkur gibi bir yere başvuruyor ve orada eski manita ile karşılaşıyor. 
şapşala bak yae

esas oğlan ise, ömrü boyunca sınavlara çalışmış hep ucundan dönmüş bir kişi, geçici bir süreliğine de orada çalışmaya başlamış. bu talihsiz gençlerin çok tatlı tanışma, sevgili olma süreçleri var. işte diziyi izleten de bu bölümler bence. ay çocuğun o halleri çok tatlı, özellikle bi sıradan sıraya atlama sahnesi var, sadece onun için bile izlenebilir. açıkçası diziyi çocuk almış yürütmüş, kız da pek bi olay yok, özellikle gençlik halleri olmamış. 
                                                                                  
dizi, sonra şimdiki zamana geçiyor, araya üçüncü şahıslar giriyor, yeni seçenekler ekleniyor, bunlar da asabınızı bozmaya yetiyor pek tabii. zaten kısacık dizi, bolca da komiklik var, aşk var, entrika bile var hıh. sonunu da ilginç bi şekilde tamamlamışlar, bir dizide olması gereken her şey bol bol mevcut, tavsiyemdir.
görseller: dramabeans
not: bissürü görsel koydum ki canınız çeksin (:

19 Haziran 2014 Perşembe

dinlemelik şeyler



itiraf ediyorum ki bu şarkıyı ilk dinlediğimde başlarında, rihanna yeni şarkı mı yapmış dedim sonra şüphelenince baktım ki sia adlı arkadaşmış. şaka maka başında ve nakaratında bildiğin rihanna ki onu da pek beğenirim. bu hatunun da sağlam sesi var, her ne kadar sözleri saçma ötesi olsa da bıkmadan dinlemeye devam ediyorum. çok keyiflendirici bence.


lana del rey, bu kadın çok hoş bi hatun. adına bakmayın kendisi amerikalı. şarkısında hüzün, üzüntü, ayrılık adı etse de şarkının remix hali çok eğlenceli, sesi de güzel olunca bunu da severek dinlemekteyim. 


ındila da çok popüler oldu. şarkının zaten fransızca olması yetiyor, bence en seksi dil. gırtlak tınıları adam öldüren cinsten olabiliyor, seviyorum ama sıkılmama az kaldı (:


şu şarkıların içinde en sevdiğim diyebilirim. en manalı, en huzurlusu. bi sevdiğim olsun da bu sözlerimi kulağıma söylesin istiyorum yalan değil (: istemeyene de güler geçerim zaten. adamın sesi zaten güzel bi de piyano ile birleşince insanın içine bi gariplik çöktürüyor kolaylıkla. elim böğrümde dinliyorum bol bol (: az önce klibin sonunu ilk defa izledim, düğün görüntüsü görünce şüphelendim bi de ne güzel kadın diyorum, baktım ki karısıymış ya zaten. şimdi çok daha süper oldu bu kadar güzel sözleri adam karısına söylüyor mis valla.


a great big world, şahsen bu şarkıyla öğrendim kendilerini. bu şarkı da içimi cız ettiren cinsten bişi ve bunda da piyano var. gören de oturur resital dinlerim sanır, alakası yok. ama şarkıda en çok sevdiğim pek tabi christina ile söylenen kısımlar, iki kişi beraber söylemek o ses uyumu felan zaten zor belki ondan severim ben pek. o yüzden bu da tadından yenmeyecek bişi.


en sona da aylardır dinlediğim halde bıkmadığım şarkıyı ekledim. sevdiklerimi koyunca onsuz olmaz dedim. bi ses bu kadar naif olabilir mi ya, oluyormuş. adamın sesindeki buğu çok etkileyici. ilginç bir şekilde sözleri de saçma sapan değil bildiğin felsefe yapmış adam. kendisini sesinden öpüyorum :p



16 Haziran 2014 Pazartesi

kalp


geçenlerde, köyde karpuz keserken bu güzellik çıktı karşıma. sanki ben o şekli vermişim gibi duruyor fakat kesinlikle müdahalem olmadı. nedense hemen de fark ediyorum :p ısrarla oradan buradan kalp buluyorum ama sonuç yok (:  bakalım daha bulabilecek miyim?

11 Haziran 2014 Çarşamba

bin muhteşem güneş

itinayla kaçındığım yazarlardan birisiydi kendisi. uçurtma avcısını okumayı sürekli olarak reddetmiş bir bünyem var. onu okumadım, bunu okudum öyle de malım. çoğu kişinin okuduğunu düşünüyorum, okumasa bile herkesin bir fikri var benim de olduğu gibi. o yüzden hiç elim gitmiyodu. kitaba kısaca değinirsem, savaş içinde olan bir ülke, öncesi ve sonrası. savaşla yaşayan, büyüyen çocuklar. iktidarın, gücün değişmesiyle paralel değişen hayatlar. önce meryem'i izliyoruz, onun çocukluğu, baba aşkı, garip annesi, yanlış tercihi sonucunda çocukluğu acı bir şekilde bitiyor, evliliği, mutluluk için elinden geleni yapması ve hayatına giren bir kadın. leyla, romanın diğer kahramanı, onun hikayesi de aynı şekilde çocukluğu ile başlıyor, daha güzel bir çocukluk, hayaller, beklentiler, korkular, hüsranlar, kayıplar buna ilave olarak gerçek bir aşkı da tadıyoruz ve leyla ile meryemin ortak hikayesini okumaya başlıyoruz, birbirlerini tanımaları, soğukluk, sonrası ise çok sıcak. savaşın, kötü insanların yıktığı yaşamlar, yine de umut hep var, yeşermeye devam ediyor. okurken yahu bir insan, başka bir insanın kaderini, hayatını nasıl belirleyebilir diyor insan. sen de kulsun, diğeri de, seni ondan üstün kılan ne? erkek olman, güçlü, zengin olman evet malesef. işte okurken bol bol küfretmenize sebep oluyor yazar bey. bi insanın başına daha ne gelebilir ki dediğiniz an sorunun cevabını hemen öğreniyosunuz. gerçek dünya da böyle değil mi? zaten roman, bir hayal ürünü değil, oldukça gerçek, yaşanan ve yaşanmaya devam eden gerçekler. ama umut hep olmalı, bizim için de, umut biterse biz de biteriz. güzel anlatılmış, acınası hayatlar var kitapta, sadece şükretmek için bile okunabilir.

3 Haziran 2014 Salı

maksat izlemek olsun

five, bünyesinde bissürü kaliteli oyuncuları barındıran bir film. konusuna bakarsak ise tipik bir intikam filmi. kadının ailesi bir seri katil tarafından hıt hıt kesiliyor bunun üzerine kadın da illa intikam alacam diyor. kendisi de engelli olduğu için yapabilirliği zor bu yüzden kendisine bir ekip kurması gerekiyor. bu yolda kazıklar yiyor, çaresiz kalıyor. en sonunda çevresine organ nakline ihtiyacı olan insanları topluyor ve bi nevi organları karşılığında güzel bir intikam oyunu başlıyor. seri katile gelince, katili biliyorsunuz ama çoğu filmde olduğu gibi bunda da hiç katil tipi yok zeki, yetenekli, zengin ve yakışıklı. ama insanları boş yere öldürmüyor aslında çocuğun bi amacı var ne etsin (: filmin sonu hoştu özellikle katilden alınan intikam süperdi çünkü bazıları için fiziksel acı hiçbişidir. öyle işte konu sıradan ama oyuncular pek iyi olduğundan rahat izlenir.
zamanın sonundaki ev, bir venezuela yapımı olmakla birlikte korku, gerilim ve bence entel de bi film. neden entel diyorum çünkü tipik korku filmleri gibi değil, farklı. filmde hem geçmiş hem şimdiki zaman mevcut. otuz yıl önce ailesiyle yaşadığı evde bir olaylar dönüyor ve ölümler yaşanıyor ihale kadının başına kalıyor. sağlık nedeniyle 30 yıl sonra serbest bırakılıyor ve eve geri dönüyor amacı olayı aydınlatmak. sorunlar devam ediyor ve siz farkına varmaya başlıyorsunuz. olay örgüsü gerçekten beklenmeyen bir şekilde işlenmiş, iyice belli olana kadar yani film size açıklamadıkça ip uçlarını çözemiyorsunuz ya da ben çözemedim. sonu pek tatmin edici olmasa da hem amerika yapımı olmaması hem de farklı işlenmesi sebebiyle izlenebilir.
uzay oyunları, romandan uyarlanmış bir bilim kurgu. bu tarz filmlerden pek hoşlanmam genellikle faruk tercih eder ve izleriz ama bunu abla seçti ben de izledim. tipik uzay filmi, artık uzaylı mı dersin yaratık mı dersin dünyayı tehdit etme hikayesi. dünyanın kurtuluşu da özel yeteneği olan ve bu doğrultuda yetiştirilen gençlerin elinde. bu sebiler, takım takım oluyorlar ve kendi aralarında savaşıyorlar. yine öyle bir antrenman yaparkene ana bakıyorlar ki meğer gerçekmiş. burası bence çok komikti. işte bir çocuğun kurtarıcı konumunda olması zaten gerçekçi olmadığı için bi oturmamışlık oluyor filmde. ayrıca sonu da benim devamım var dedi, bana öyle dedi en azından. bilim kurgudan hoşlananların izleyebileceği benim gibiler için ise izlenmese de huzur içinde olabileceğiniz bir film.
sihirbazlar çetesi, başarılı oyuncuları ve senaryosu olan bir film. kendisi polisiye kıvamında bir film olmakla beraber sonundaki sürprizlerle aaee dedirtmeyi de başarabilecek bir yapım. adından da anlaşıldığı üzere türlü yetenekleri olan insanları tanıyarak başlıyor film sonra birisi bunları bir araya getirip bir grup oluşturuyor ve büyük şovlar hazırlıyorlar, çeşitli oyunlarla dünyanın başka bir yerinde olan bankayı soyuyorlar ve bunun üzerine ajanlar peşlerine takılıyor, bu çeteyi yakalamak için sihirbazların oyunlarını ifşa eden bir programcıdan da yardım alıyor, ajanın çete peşinde koşuşturmasını izliyoruz biz de. sürükleyici, yer yer esprili sonu ile de şaşırtıcı bir film. bence başarılı olmuş.
göçebe, ergenlerin deli gibi okuduğu bir kitabın filmi. ben diğer kitaplarını okumadığım gibi bunu da okumadım. bu da bünyesinde bilim kurgu barındıran bir film. yine dünyayı uzaylılar ele geçirmiş ve insanlara zarar vermeden onları değiştirmiştir. aslında amaçları iyilik bu doğrultuda tüm insanlığı dönüştürmeye çalışıyorlar. tabi ki normal olarak azıcık bir kesim dönüşmüyor, bunlardan bi kız bi erkek aşık olur ama kız yakalanır ve değişir. ama nedense tam başarılı olunmaz ve çift kişilik olur, kız sevgilisine ve kardeşine kavuşmaya çalışır aslında göçerdir ama insandır da böyle çelişkiler. normal insanların onu kabul etmesi, bu virüsten kurtulma çabaları, aşk meşk olayları izliyoruz. daha çok gençlere hitap edecek, çerez kıvamında, kasmayan, yormayan bi film.  
afişler: yeppudaa, fullhdfilmizle, filmizlefullhd, beyazperde, direkfilmizle.