20 Şubat 2014 Perşembe

ölülerin fısıltısı ve son 18 saniye

adından da anlaşıldığı üzere kendisi ölüm kokan bir kitap ay ne ilginç bana (: her zamanki gibi gerilim, polisiye fakat diğerlerinden oldukça farklı. kitabın ana mekanı hatta konusu olan yer yani adli antropoloji merkezi gerçekte de var olan bi yer. böyle cesetlerin açık havaya bırakılıp çürüme evrelerinin takip edildiği bir merkez. işte başrolümüz olan david hunter, ingiliz bir adli antropolog, eski bir meslektaşının davetiyle amerikadaki bu merkeze gidiyor. başından türlü olaylar geçmiş adamcağızın bunları atlatmak ve işine geri dönmek için orada çalışmalar felan yaperkene bir cinayet davası meydana geliyor ve incelemesi için arkadaşıyla beraber olaya dahil oluyor. bu herif ingiliz olduğu için pek hoş karşılanmıyo, dedektifle, patologlarla felan didişmeleri de oluyor. ama bi şekilde olaya karışıyo ve devam ediyor. psikopat olan seri katilimiz acaip bir narsist bi de ölümü anlamaya çalışma gibi bi derdi var, bu yüzden büyük bi zevkle pat pat adam öldürüyo, işte bu kimdir, kimin peşinde aha da kaçtı yakala gibi bir mücadelenin içine çekiyor bizi. konumuz içinde cesetlerin incelenmesi de olduğu için bol bol bilgiler felan da var artık ne işe yarıycaksa ama sıkmıyor. özellikle son bölümlere doğru çok güzel süprayzlar yapıyor yazar amca bize. yanlış zanlılar, yanlış hedefler helecanlı helecanlı okuduk. farklı olması nedeniyle geçer not aldı kendimden (:
öncelikle kitabın adının nereden geldiğiyle başlayabilirim sanırım, şimdi beynin bi yeri böyle anıları depoluyormuş, ölürken o anılar artık film şeridi misali geçiyor herhal (: gözleri kör olan sherry'nin çocukkene beynine bişi olmuş ve böylece ölülere temas ettiğinde onların son 18 saniyelerini görme yeteneğini elde etmiş. bir, iki derken iyicene tanınmış ve polis işlerine de yardım etmeye başlamış, ondan ilk yardım isteyen ve her zaman yanında olan dedektif payne var bi de ayhh. kitap sherry'nin bir olaya müdahalesiyle başlıyor, sonra asıl konuya giriliyor ve işin içine başka bölgede dedektif olan kelly dahil oluyor. alengirli şekilde bi kız kayboluyor ve kızda savcının kızı, mühim insan ya böyle baskılar felan. alakasız birinin üzerine suç kalıyo gibi, kelly onla boğuşuyo, sonra kelly'nin karışık aşk hayatı da olaylarla beraber sürüp gidiyo. aralara dedektifler arası anlaşmalar ve hırlaşmalar da serpilmiş. aslında baştan beri suçlunun belli olduğu kitaplardan biri bu da, işte manyak bi sapık olan sykes, onun çocukluğu, gençliği,intikamları, cinayetleri. neyi, nasıl yaptı, nerde sakladı onları merak ediyoruz biz. sonradan anlıyoruz ki, kitaptaki baba karakterler birbirleriyle bağlantılı çıkıyo, öyle sürprizler felan. roman, tipik bir polisiye olmakla beraber, konuya giriş kısmında oldukça sıkıp, sonradan sürükleyici hale geldi. polisiyelerde pek ağlamak olmaz ama en sevdiğim karakter hiç olunca ağladım ben de. on üzerinden altı vericem ama iyi karakterleri pek sevdiğim için yedi yapıyorum (:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder