28 Eylül 2013 Cumartesi

fiyakalı filmler

sittin sene sonra birkaç film anlatayım dedim, hem de hepsi birbirinden mis. yılda bi kez yazdığımdan iyileri yazmak en mantıklısı olsa gerek. ilk sırada, miracle in cell no. 7 var. gerçekten de tam anlamıyla mucizelerin olduğu bir film. bir taraftan deli gibi kalbinizi acıtırken diğer taraftan içinizi ısıtıyor. hep ablamın suçu göz ucuyla bakarken kitlendim kaldım. esas adamımız, hafif zihinsel engelli bir baba, hem de nasıl baba çoğu insanın olamayacağı kadar mükemmel. filmin daha en başında senarist zaten ağzınıza ediyo, o yürek ezikliğiyle devam ediyosunuz filme. bir yanlış anlaşılma sonucu yong goo (tabi ki adına baktım), hapse düşüyor. adamcağız hem kızına aşık bi baba olduğu için (bu arada anne felan yok kız yalnız yani) hem de zihinsel sorunları olduğu için çok zorlanıyor, durumu anlamıyor felan. fakat onun da şansı düştüğü koğuş, koğuş arkadaşları onun için elllerinden geleni yapıyor, suçsuzluğun ispatlanmaya çalışılması, kızı ile buluşturma çabaları felan. işte biz bu hem acıklı hem komik hem de güzel süreci izliyoruz. film tam bir dram fakat tebessüm ettiren sahneleri de az değil. oyuncuların hepsi birbirinden başarılı, kaliteli isimler. başrol zati kendisi her türlü hayran olunacak bir oyuncu, performansı süper ötesiydi bence. harika bir diğer oyunculuk da küçük kız sergiledi ama nasıl tatlı nasıl yemeklik bişi, şaka gibi bu kadar küçük çocukların bu derece başarılı olması. sonuç: bol ağlamaklı, bol sevgi dolu, bol kalp sıkışmalı ama acaip güzel bir film.
bir diğer mis filmlerden biri de, sympathy for mr. vengeance, türkçeye haklı intikam olarak çevrilmiş. oyh aklıma gelince içim cızladı yine. başrolde sağır, dilsiz ve böbrek hastası olan ablasını kurtarmak için deli gibi çalışan bir adam var. adam ameliyat parası için bir ton ter döküyor lakin puşt düzen bozuk olduğu için böbrek sırasını daha zengin insanlar alıyor felan, o da böbrek bulmak için organ mafyasına bulaşıyor, az daha bok yoluna giderken avucunu yalıyor ve parasını kaptırıyor. pek adil olan dünya böbrek şansı sunuyor ama para yok, ee para bulmak için sevgilisiyle büyük büyük belalara bulaşıyorlar. bu arada keyifli sahneler izletiyorlar bize ama dram olduğu için acının da dibine vurduruyolar. yanlış anlaşılmalar, talihsizlikler, yok be artıklar ve bol bol kan mevcut filmimizde. filmin esas konusu intikam, hep birileri intikam almanın derdinde. filmin en güzel tarafı acaip şiddet içerikliyken çok derin sevgi unsurları barındırması, öyle bir garip işte. bu filmde iki uyarı var aşırı kan gövdeyi götürme durumu olmasının yanında az buçuk aşne fişne sahneleri de var (: filmde güzel ters köşeler vardı, beklenmedik olaylar, harika oyunculuk ve çok iyi bir senaryo vardı, kısaca pek çok sevdim.
araya acaip güzel bir çiftin romantik komedisini karıştırayım hep gerilim nereye kadar. very ordinary couple, başrolde aşık olunası le min ki var, ona da çok hoş bir hatun eşlik ediyor. aslında renkli rünklü bir konusu yok. şöyle ki ne senle ne sensiz durumu özetidir filmin. aynı yerde çalışan bu arkadaşlar uzunca bir süre çıkıyorlar ama kimse bilmiyor felan, bi ayrılıyolar, ortalık darma duman, bi barışıyolar cicim günleri felan, sonra kıskançlıklar, kavgalar, misillemeler, yeni arayışlar, bunalımlar. adından da anlaşıldığı üzere tipik bir ilişkiyi anlatıyor. ama adam acaip güzel olunca, kız da ondan geri kalmayınca bi güzel izliyosunuz filmi, evet harika değildi ama çok gerçekti (:
son olarak adamı öldürebilecek kıvamda olan lee byung ustanın filmi, a bittersweet life var. adama usta demiyeyim, öldüren cazibe demiyim de ne diyim a dostlar (: bu film çok uzun zamandır aklımdaydı, geri kalanlar gibi. film, bildiğin mafya filmi. bu tarz filmlerle pek çok benzer noktası var, ayrıca ayırt edici bir senaryosu da yok ama lee byung var (: yok yok kötü değil. bizimki patronun sağ kolu kıvamındadır, aslında her şey yolundadır ta ki patronu ondan sevgilisini takip etmesini isteyene kadar.  sevgili de taş shin min, filmde kendisi zilligillerden olup, korkmayıp hovardalık ediyor, bizimki de bu durumda bir karar veriyor, hah o karar bunun başını yakıyor pek tabi. bu noktadan sonra iki üstte anlattığım film gibi intikam olayı devreye giriyor, herkes birbirinin peşinde, yakalayan ve sona kalan kazanır (: byung ve mafya olunca tabi bu filmde de şiddet var ama öyle ıykk dedirten cinsten değil. film mafyatik ama duygusal da yani, kazık yemeler, yenilmeler, ölüm hissiyatı, aşk kırpıntıları, içlenmeler felan. bol duygulu adam da döktürmüş resmen, hisleri yüzünden akıyodu. film benim için geçerli ve güzeldi ama bu korelilerin mafya filmleri beni benden alıyor, adamlar mafya ama hep dövüş hep bıçak anasını satayım nası mafya bunlar ya. gerçi sonra silahlar giriyor devreye ama, bin kişi var bi adamda silah var, komik, gerçekçi değil. biraz da ölümsüzlük var, adamlar ölmüyoo arkadaş (: ama ben bu kusurları gördüm mü tabi ki hayır. şaka bi yana bi adam yaralandıkça, bakımsızlaştıkça daha güzel nasıl olur bunun bi izahı felan olmalı. adam evlendi barklandı terbiyesiz ben (: buradan bekarlara sarkmanın serbest olduğunu çıkarımlıyoruz (: sustum.
görseller: twitchfilm.com, yeppudaa.com, bntnews.co.uk, en.wikipedia.org
 
 

17 Eylül 2013 Salı

unutulan sesler

unutulan sesler, görüldüğü üzere michael connelly'nin kitabı. daha önceden kayıp delil'ini okumuştum amcanın. kayıp delil'i pek beğenmemiştim ama kitabı görünce bir şans daha vereyim dedim. ve en azından bir öncekinden daha iyi bir kitap okumuş oldum. bu kitap ta kayıp delil'deki gibi harry bosch karakterinin olduğu serilerden biri. daha önceden de dediğim gibi aynı karakterlerin yani dedektiflerin olduğu kitapları seviyorum. kitap tipik bir polisiye. bosch, başarılı bi dedektif ama çözemediği olaylar da var, bunlardan birisine de oldukça takıntılı durup durup tekrar inceliyo. tam da yeniden davayı incelerken dava ile ilgili daha önce şans eseri yakalanmış bir seri katilin itirafı ile başlıyo kitap. ama bu itiraf masumane bir itiraf değil, işin içinde planlar, antlaşmalar, bir savcının oy hesabı felan var. harry de dava ile ilgili olduğu için bu olayın içe çekiliyo, katile keşif gezisi yaptırılırken hopp ortalık karışıyo, işin rengi değişiyo, harry de işin peşine düşüyo tabi, bu olayda kendine yardımcı olsun diye daha önceden de tanıştığı rachel'ı da alıyo yanına hem iş güç hem aşk meşk bi yanda götürüyo beyimiz. harry hem katilin peşine düşüyo hem de dönen dolapları ortaya çıkarmaya çalışıyo, bana da okumak düştü. tipik bir konuyu farklı işlemiş, ters köşeleri de oldu, hmm deyip aa da dedirtti. böle ayy ne oldu diye diye sayfa çevirten bi kitap olmadı ama okurken de sıkmadı. diğer kitaptaki gibi kapalı konular da bırakmadı. orta seviyenin bi tık üstünde bi polisiye oldu.

8 Eylül 2013 Pazar

kedi cenneti

azra ve büşra, oturuşlara bakkk (:
on küsür gündür muradiye'deyim, burayı seviyorum. bizde tatil olayı olmadığı için bana burası tatil gibi geliyor, öyle hissediyorum. ahh bi de bütün ailemle, kardeşlerle ve arkadaşlarla olabilsek. burada toplancan, oyun, muhabbet, yemek, içmek, demek, gülmek ohh mis. ama maalesef, bu günlerden pek tat alamadım. ilk günlerde ağzımda bissürü yara vardı, ağzında yara olan bilir, insanı canından bezdirir. benim de bütün hayat enerjimi aldılar, oldukça keyifsizdim.
azra ve büşra'nın annesi ama onları sevmiyooo
sonra onlardan kurtuldum bu sefer girip oldum o da epeycene zorladı beni hatta hala hastayım. aynı günlerde malum hastalık aldı onla da uğraştım ee onun tetiklediği migrenim de geldi o da iki gün canımı aldı, ayyy resmen on günüm burnumdan geldi. hastalık haricinde, sadece ilk günler hava güzeldi sonra hep yağmur, ee yağmur olunca eve tıkılıyosun ama onun da keyfi başka çünkü soba yaktık ohh mis.
gelip geçen bir misafir
fabrikadaki eğlencemiz nasıl hayta ise burda da kediler oldu, ancak onları izledik ama maalesef oynayamadık. çünkü aşırı korkaklar, artık birileri bi zarar mı vermiş anlamadık. o kadar uğraştım ki sevebilmek için, sürekli annem yedirdi fakat annem bile sevemedi. sadece büyük olan sarı kedi sevdiriyor kendini, o zaten öyle yapışkan bişi. önce siyah beyaz yavrular burdaydı. hatta isimleri de var küçüğü azra büyüğü büşra (erkek). annem sürekli küçük kızlarım, küçük büşram, azram diye seviyor ama onlarda tık yok.
bunların adı yok. sarı kedi ve ailesi, ortadaki en uyanıkları
annem hep bakalım sarı kedi ne zaman getircek yavrularını diyordu, bi gün baktık ohoo üç yavruyu tutmuş gelmiş. sarı kedi, yavrularını çok seviyo ve sahip çıkıyo sürekli emziriyor burda yedikleri halde. bu küçük yavrular sen bizimkileri korkut, tısla felan, kaçırdılar resmen. çok korkaklar yaeee. şimdi öyle onlara ayrı felan vermeye çalışıyoruz yesinler diye, korkudan yemek bile yiyemiyorlar, yanlarına az yaklaş hemen vınn. ama keyiflerini de biliyorlar, mesela birisini yatağımda yakaladım ohh yayılmış, beni görünce elektrik çarpmış gibi oldu nereye kaçacağını şaşırdı (:
ama çok asilimdir, kıçım taburelere layık (:
lafın özeti ailecek hayvan seviyoruz, keşke apartmanda da imkan olsa, babam hayvanların eve kapatılmasına çok karşı, ehh pek haksız sayılmaz. fabrikadaki hayta özgür olmasına rağmen illa bahçeden de çıkmak istiyor, dost ise tehlikeli olduğu için bağlı, o da gezip oynamak istiyor, ağlıyor resmen. ben korkuyorum ondan işte farukla abla gezdircek te gezcek, dışarı çıkarınca da çekiniyoruz, allah korusun saldırır felan, zaten istese hemen çıkar ellerinden, aşırı güçlü, yazık işte bağlı olunca özgürlüğü kısıtlanıyor, ne bilim olsa bi dert olmasa bi dert. yazının amacı kedilerin görselleri, ama illa zırvalıycam (:
şunların masumiyetine bak ya, nasıl huzurlular


3 Eylül 2013 Salı

ı hear your voice

dizi aleminde her ne kadar eskisi gibi efor sarf edemesek te kendi çapımızda takılıyoruz. bizde kararları abla kişisi veriyor ben ne var ne yok takip dahi etmiyorum o seçiyor ben de tam bi hazır yiyen olarak önüme geleni afiyetle yutuyorum. salonda ailecek takıldığımız için ancak aile bireyleri yattıktan sonra ya da kafamıza eserse izlediğimiz için çok ağır ilerliyor diziler. ben zaten önce kaç bölüm diye soruyorum, ey gidi eskiden diziler bitmesin isterdim, iki günlük keyfin tadı damağımda kalırdı şimdi öyle değil. burnumuz çok büyüdü beğenmez olduk. neyse, bu diziye sanırım ben tek başıma başlasaydım, yarıda bırakabilirdim. nedense çocuk ilk bölümlerde çok gözüme battı halbuki kendisini secret garden'da oldukça beğenmiştik ailecek (: öncelikle dizinin en önemli avantajı bence konusu, diğerlerine göre oldukça farklı bi nevi hukuk dizisi. hukuk dizisi ne demekse işte hep bi avukatlar, savcılar, mahkemeler, davalar felan.
dizinin konusu, kızımız(ablamız) bi arkadaşıyla (ki kendisi savcımız olmakta) bir cinayete şahit oluyor, hatta onun sayesinde küçük çocuk ta ölümden kurtuluyor.(ki bu çocuk da başrol) işte bu davanın mahkemesinde katil kişi (ki o da dizinin kötü karakteri)'nin suçlanması için tanık olmaları gerekiyor ama katil onları tehdit etmiştir, iki kız aralarında olan hırs nedeniyle birbirlerine gaza getirmişler ve hye soung, korksa da ifade verip adamı yakalatmıştır. belki onun da etkisiyle kendisi avukat oldu fakat başarısız, umursamaz sadece parasının peşinde. amacı kamu avukatı olmak artık nasıl başardıysa oldu bi şekilde yine aynı gidişattaydı fakat bürodaki diğer kamu avukatı (ki kendisi yine secret garden da aşık olduğum oska olmaktadır) onun düşüncelerinin değişmesinde çok etkili oldu.
karşısına çıkan ilk davada, eskiden beri onu arayan çocukcağız so ha ile karşılaşıyolar. hanım kızımız tanımıyor tabi. so ha, insanların gözlerinden akıllarını okuyabiliyor bu özelliği sayesinde jang hanıma yardımcı oluyor böylece arkadaşlıkları hırala gürele başlıyor. sonra bu ikilinin düşmanları hapisten çıkıyor ve bunların peşine düşüyor. işte asıl hikayede böyle başlamış oluyor. ölümler, kaçışlar, davalar bu süreçte bissürü saçmalıklar da oldu tabi ki, misal yaş farkı yaeee ne gereği var daha yakın olsunlar öf, bu koreliler neden illa yaşlı hatuna bebeleri layık görüyor ki anlamıyorum (gerçi benim işime geliyor).
diğer rollere gelirsem ikinci adamımız kwan woo, ay ben seni yerim, ben sıkı destekçisiydim, farklı bir kafada adamdı hem sevdim hem kızdım. savcı kızımız var kötü kız olarak başladı diziye ama sonra toparladı, iki kadının didişmesi hoştu. kötü adam katil kişi, aslında fena adam değildi ve rolünü çok iyi canlandırdı bence, işte neden katil olduğu anlatıldı, o süreç soru işaretleri bırakmadı akıllarda. üstat avukat ve sekreter vardı bi de yargıç var ki çok keyifliydiler. so ha'nın arkadaşları da ciciydi. ve jang hanımın annesi ahhh süper bir oyuncu, kesinlikle. aklıma başka bişi gelmedi, çok da karışık anlattım zati, neyse bu dizi ablamın dediğine göre çok beğenildi kendisi de benden daha çok beğendi. benim için ise ortalarda kaldı. dizi 18 bölüm ama gereksiz yere çok güzel 14,15 de toparlanabilirdi. yazıyı okumuycam yoksa silerim, öle işte bay (:
görseller: asianjunkie, seoulbeats, allkoreandrama, vimeo.com.