27 Haziran 2013 Perşembe

günün karesi


her ne kadar hayat boktan olsa da papatyalar pek güzel. 
böyle küçük detaylar tebessüm ettirebiliyorsa daha ölmedik demektir (:

21 Haziran 2013 Cuma

film izlemece, izletmece

teee nisan'da film yazmışım ya ben. gerçi ondan sonra çok çok da bişi izlemiş sayılmam. köyde olduğumdan, iş, güç bi de ailecek oturunca pek film izlemeye fırsatımız olmuyo. tek tük ablayla izliyoruz, dizi bile izleyemez hale geldik. bari izlediklerimi yazayım da aha bi aralar bişiler izliyodum diye motive edem kendimi. late autumn, sittin sene önce indirmiştim, izlememek için epey savaş verince, sonunda izlemeye karar vermiştim. filmi merak ettiren içinde bi adet hyun bin olması bi de afişin hmm dedirtmesi (: film zavallı bi o kadar da garip olan bir hatunun deli gibi kaçışıyla başlıyor sonra anlıyoruz ki hatun kişi kocasının iptal tuşuna basmış. gel zaman git zaman kadın, annesinin cenazesi için hapisten izin alıyo ve cenazeye giderken de bizim yeme de yanında yat cinsinden olan hyun bin'le karşılaşıyor, beyimiz de yaramaz bi adam, parayla hatunlarla beraber olan biri, başı da pek tabi belada. işte bu ilginç insanların tanışması, geçmiş hikayeleri, neydi ne oldular, duygusallıklar felan filan. az biraz entel filmi olduğu için sıkıcılık ta vardı az biraz. aklımda kalanlar kadının pek güzel olması, adamın of off dedirtmesi ve sonunun ayhhh dedirtmesi (: güzel yüzler için izlenilebilir ve sansızlık bol sövülür.
a company man, bu filmde so jı çok çok tatlıydııı. aklımda bi bu kalmış :p adından da anlaşılacağı üzere bi adam var ve bir şirket için çalışıyor, şirket ise karanlık bi yer. adamın görevi, öldürülmesi gereken insanları ortadan kaldırmak, tabi işinde usta ve yükselmek üzere. bi gün yanında çalışan ortak gibi bebenin de nedendir bilmem öldürülmesini istiyolar, işte film de burada başlıyor. so  jı şirketi, patronu sorgulamaya, onlara karşı çıkmaya başlıyor. ters köşeler felan. tabi bu şirketin hiç hoşuna gitmiyor ve başlıyor bi kaçma kovalamaca. bunların arasında bi de aşk giriyor devreye, oldukça yalnız olan adam sevmeye başlıyor, oyh. filmi beğendim ben, özellikle sonlarını, tam hatırlamıyorum ama kesin ağlamışımdır ben. hem atraksiyon hem ağlamaca anlıycanız.
the scent, açıkçası online film ararken, görüntü kalitesi yüksek olduğu için izlemeye karar verdiğim bir filmdi. filmde işten uzaklaştırılan, kaçak dedektifçilik yapan bir polis var başrolde. işi gücü, fuhuş yaparken karı veya kocayı basıp, boşanma davaları için delil toplamaktır. bi gün bir kadın kendisine başvurmuştur ama olaylar oldukça karışıktır, adam ölür felan ve sevgili şapşal dedektifimiz ilginç olaya bu şekilde dahil olmuştur. işin içinde bi sevgili var, sevgilinin sevgilisi var, adamın sapıklıkları bişi bişi. dedektif bey işi çözmeye çalışırken, olaylar onun başına bile patlar, hapse düşmek üzeredir ve kendini temize çekmek için iyice işin peşine düşer. yani değişik bi senaryo, olayları iyi karıştırmışlar. filmi beğendim ama filmden çok dedektifin yardımcılığını yapan, böyle saf bi çocuğu canladıran adama bayıldım, feci oyunculuktu filmden çok onu izledim ben, sadece bunun için bile izlenebilecek bir film. 
a dirty carnival, efenim film jo in sung'un filmi olunca bizim abla yapışmıştı illa izliycez illa izliycez diye. ben adamı ilk burda izlemiştim, o kadar önce izlemişim yane (: öncelikle filmi ilk oturuşta izleyemediğimizi itiraf edeyim. hep güzel film anlatcak değilim ya (: sung'cuk mafyanın içinde olan yükselmeye başlamış bi delikanlıdır, ama bu yükseliş ondan büyük olanların pek hoşuna gitmez. bi yandan bunlarla uğraşırken diğer yandan eski bi arkadaşıyla karşılaşır, pek kıymetli bu arkadaşı yönetmendir ve mafya filmi çekmek ister ve bizim salaktan yardım alır. işler karışınca arkadaşını uyarır lan bak bizi ele verme, çaktırma filmde felan diye öldürmez yani, ama arkadaşı başına belalar açar, işte bu belalardan sebep çocukcağızın başı yanar, yediği kazıklarla kalır zavallıcak. filmi pek beğenmesem de sonu içinize oturuyo, hane bi öküz gelip yerleşiyor böğrünüze.
çok uzun post olmasın diye son olarak a frozen flower ile bitiriyorum. bu da jo in sung'un bir filmi. bunu ablam izleyip tüm itirazlarıma rağmen tüm ince detayına kadar filmi bana anlattı. senaryosu oldukça ilginç geldiği için her haltı bilmeme rağmen oturup bi güzel izledim. filmi anlatmadan önce bildiğin porno diyerek uyarımı da yapayım. sung, kralın komutanı gibi bişi ona çok yakın. kral tee çocukluğundan beri onu takip etmiş ve yanında yetiştirmiştir. kral ve sung her manada yakınlar cinsel anlamda da, kral sung'a deli gibi aşık. şahsen ben ilişkilerinden rahatsız olmadım, kralın bakışları öyle sıcaktı ki, tuhaf bişi anlatamıyorum neyse, anlaşıldığı üzere kralımız gay, haliyle kraliçe ile bi münasebetleri yok ama politik işler kötü olduğu için çocuğa ihtiyaç var. kralımız bu zor işi en güvendiği insandan yani sung'dan istiyo. işte böylece sung ve kraliçe ilişkiye giriyor ve film de mis gibi başlıyor. bi yandan kral ve aşkı diğer yandan ilk defa bir kadınla teması olan sung, ihmal edilen kraliçe, ortalarda acaip bi aşk havası hakim yani, yaşanan kıskançlıklar, duygusallık, intikam duygusu. kısaca filmde her şey var. biraz aşırı uçta bi senaryo ve görselliği olsa da filmi çok çok beğendim. konu farklı bi kere, oyunculuklar çok iyi, sürprizler felan. dediğim gibi her ayrıntıyı bilmeme rağmen bayılarak izledim. ablama da bissürü sövdüm tabi. işte cinsellik çok çok fazlaydı o kadar olmasa tam süper olcaktı. bu konudan rahatsız olacak olan asla izlemesin, ama benim gibi tınlamayan biri için güzel bir aşk filmi. arkası yarın (:
görseller: sevgili yeppudaa.

6 Haziran 2013 Perşembe

karanlık fotoğraf

bayıldığım harlan coben'in bir kitabını daha okumak nasip oldu bana. adamın adını görünce zaten hiç şüpheye yer kalmıyor acep nedir ne değildir diye. her zamanki gibi polisiye, gerilim bi kitaptı. burda başrolde bir dedektif değil, grace adında evli, çocuklu, mutlu başından türlü olaylar geçmiş bir hatun var. bu hatun değme dedektiflere taş çıkarttı valla. kitap bir kiralık katilin bir savcıya (scott duncan) itiraflarıyla başlıyor, kitabın sonunda da anlaşıldığı üzere harbiden böyle başlıyor tüm olaylar felan. kadın ise tab ettiği fotoğrafların arasında bulduğu, içinde eşinin de olduğu eski bir fotoğrafla katılıyor kitaba. hatun fotoğrafı kocasının önüne koyup ne lan bu diyo (: kocası ise bunun üstüne kayıplara karışıyo, gel de kıllanma. hatun da haliyle kıllanıyo ve polise başvuruyo ama bunu pek iplemiyolar, kadın da hırslı çıkıyo ve düşüyo işin peşine. ama işler oldukça karışıktır, başka başka olaylar böle düğümlenmiş felan. hatun gençkene bi konsere gitmiş ve orda olaylar çıkmış bissürü kişi ölmüş bu da yaralı kurtulmuş. işte o konser gecesi de kitaptaki olayların merkezinde. konserde ölen bi gencin babası olan ve intikam aşkıyla yanan carl vespa var, onun adamı cram var. kimin tuttuğu belli olmayan ağır psikopat olan, her adamı parmaklarıyla ortadan kaldıran kiralık katil eric wu var, adam deli etti beni bi de koreli allahtan kuzeyden (: daha bissürü isim var olaya dahil olan. konu o kadar karışık ki anlatılacak gibi değil, işin aslı kadın kocası jack'i bulmak için büyük bi savaşa giriyor ve süper ötesi aklıyla bütün olayları tek tek çözüyo, ölümü göze alarak. anlatım her zamanki gibi güzel, kurgu şahane, sürükleyici, sonunda yaee adamı böle aaee dedirtirler iddiasında bir kitap, ben pek sevdim.

3 Haziran 2013 Pazartesi

gündem

olay gezi parkı değil ki, keşke öyle olsa keşke gerçekten de ağaçlar için insanlar toplanmış olsa. belki başta öyleydi ama artık değil. en küçük olayı fırsat bilen provokatörler her yerde olduğu gibi burda da işin başına geçtiler. amaç eylemse yürüyüşle, oturmayla, konuşmayla hatta eğlenmeyle geçmeli. nedense bu hiç gerçekleşemiyo. bunun nedeni polisleri kışkırtanlar mı yoksa polisi derhal devreye sokanlar mı? hükümet olsaydım, açıkcası hiç tepki vermezdim, ne yaparlarsa yapsınlar en azından aha da bak haklıyız dedirtmezdim, daha ılımlı konuşur, gönül alırdım. evet güç belki orda devleti temsil eden polisin elinde oluyo ama nihayetinde onların işi bu. polisten, askerden nefret ediliyo, hükümete erişilemiyo kim var saldır polise. elbet iyi insan kötü insan olduğu gibi iyi polis kötü polis de var ancak eğer bir taraf polisten, askerden nefret edense benim diğer taraf olacağım kesin. çıkarcı, fitneci, fırsatçı insanlardan nefret ettiğim gibi politikacılardan da, medyadan da nefret ediyorum. ülkede öyle bir kesim var ki bi olay çıksa, bi yerlerde bomba patlasa, birileri ölse, lan bi kaç şehit olsa şöyle bi ülke karışsa oh diyecek. kesinlikle bu düşüncede insanlar var, ve bu insanlardan bi kısmı taksimde. haberlerde onlar bi yerleri yakarken söndürmeye çalışan eylemciler, yapmayın etmeyin diyenler de vardı. hah ben onları desteklerim işte. misal orda bin kişi varsa belki yüz tanesi bu işte samimi malesef. en büyük olumsuzluklardan biri gaz bombası, olmamalı neticede zararlı bişi, ordan geçen çocuğa da bi sokak hayvanına da zarar veriyo, başka bi çözüm bulunamaz mı  bulunmalı. en garipsediğim olaylardan biri de satılık medya işi. ben ve diğer insanlar farklı haberleri izleyip okuyoruz sanırım, zira ben hep hükümeti eleştiren, polislerin ayıplarını gösteren, eylemcilerin mağduriyetini vurgulayan haberler izliyorum kaç gündür, tıpkı önceki olaylarda olduğu gibi. olay bi de dış dünyaya yayıldı ki, zaten iyi şeyler haber olmaz ne zaman olumsuz bir durum varsa türkiye baş haberdir. en üzüldüğüm şey bu tür olayların bölücülerin, dış düşmanların ekmeğine yağ sürmesi. kafam almıyo bi türlü harbiden barış bu kadar mı zor, huzur bu kadar mı uzak. illa bi kesim rahatsız, mutsuz mu olmalı neden bütün olamıyoruz ki, demek ki kalben istemiyoruz, hep laf, herkes ben baş olayım benim istediğim gibi yaşasınlar derdinde. kimsenin barış, demokrasi, özgürlük umrunda değil.