26 Mayıs 2013 Pazar

ah


dün iş arasından fırsat bulup kendimi yukarı attığımda, beyaz tv'de (sanırım) cemalnur sargut'un ki çok severim programına rastladım. anlattığı pek çok güzel şeyin yanında bi de of demeyin onun yerine ah diyin dedi. ah elif ve he'den oluştuğu için allah ve hu demiş oluyormuşuz. sohpeti dinlerken bi yandan hüzünleniyorum bi yandan da vicdanım nasıl yanıyor anlatamam. en azından huzursuz olabiliyorum bu da bişi bence. allah yardımcımız olsun.

17 Mayıs 2013 Cuma

cheongdamdong alice



üzerimizde kara kara bulutlar varkene insanın pek yazası da olmuyor. kitaplar bi yandan birikti yazmadığım diziler var. en iyisi ve kolayı dizi. bi süredir dizi izlemiyorum zaten biraz film biraz da anime. köyde olduğum için burada pek dizi olayına giremiyoruz, canımız da istemiyo zannımca. neyse geleyim son izlediklerimden biri olan alice 'i anlatmaya. başrolümüz pek sevdiğim hanım kızımız moon geun, oğlumuz da park shı. çoğu dizide olduğu gibi burda da fakir, ezik bir adet hatun, yakışıklı, zengin, başarılı, akıllı olan da bir oğlumuz var. nedir bu dizilerde kadınların çektiği be. moon'cuk tasarımcı olma aşkıyla yanıp tutuşan, işsiz bir genç kız, inişli çıkışlı bir de ilişkisi var ki ne acılar çekti yazık. park da zamanında yediği kazık nedeniyle intikam uğruna koreye geri dönüp büyük bir şirketin başına geçiyor, hep şanslılar arkadaş. park'çık intikam için türlü planlar, programlar yapar. bu işlerle uğraşırken de karşısına moon hatun çıkar, yanlış anlamalar olur, nedendir bilmem kendini tanıtmaz, sekreter olarak tanır kızımız onu. bir şekilde kız işe girer ki buna sebep olan tee okuldan takıntılı olduğu ve hoşlaşmadığı kız arkadaşıdır. ve böylece ortak nokta kurulmuş olur iki başrol arasında. moon, sefil hayatına son vermek için sosyeteye girmeye karar verir ve akıl hocası da arkadaşı olur böylece olaylar başlar, işler karışır.

dizinin ilk bölümleri pek güzeldi, eğlenceliydi. özellikle parkın karakteri çok şapşal çok tatlıydı, ne zamanki adam ciddileşti işin tadı kaçtı. sonraki bölümler sıradan bir dizi seyrindeydi. her zamanki şaçmalıklardan da güzelliklerden de vardı işte. izlenebilecekler listesine alınabilir gibi. diziden de oyunculardan da senaryodan da güzel olan şey müziği. hele de sözleri oy oy. işin içinde k.will olunca pek de şaşırtıcı olmasa gerek. severek, bayılarak, ağlayarak dinliyorum. nedense bi türlü türkçe alt yazılı yükleyemedim, merak eden olursa bakar artık ki baksın bence (: bu yazı da ne uğraştırdı beni, bi türlü video yükleyemedim, yazı kısmı düzelmedi gitti, anam bi uğursuzluk var uğursuzluk.


görseller: yeppudaa.


4 Mayıs 2013 Cumartesi

az


yıllardır kitap yazısı paylaşmamışım halbuki taslakta hazırlar neyse. ben böyle sondan başlarım işe. az, hakan günday'ın okuduğum ilk kitabı. tee kinyas ve kayra çıktığında deli merak etmiştim öle de kaldı. neyse ki merakım biraz giderilmiş oldu. kitabın adı az ama her şey o kadar çok ki nasıl anlatayım bilemedim. kitapta iki derda var önce iki çocuk sonra birisi kadın birisi erkek. ikisinin de alakasız gibi duran ama kesişen hayatları var. ilk bölümde dişi derdayı anlatmış, kaldığı yurttan orda başına gelen olaydan başladı derda'nın hikayesi. pek sevimsiz annesi başına işler açtı, ona hiç te istemediği hiç hazır olmadığı bir yol çizildi. yatırcadan başlayan hikayesi ingilizlerin diyarına kadar uzandı. uzun bi süre katlandıktan sonra çok da acaip işler geldi başına, hem kendi rahatlaması oldu hem de kurtuluş yolu. değişik ama hep birbirleriyle bağlantılı insanlar girdi hayatına. mazoşistler, sapıklar, bağımlılar, satıcılar bunların arasında yürüdü biraz biraz  ta ki karşısına gerçek bi anne çıkana kadar. ikinci kısımda da çocukken adam olan derda var, derda mezarlığın yanında yaşayan, mezarlık işleri yaparak hayata tutunmaya çalışan bi çocuk, onun hayatı da annesinin ölümü ile değişiyor, artık bambaşka biri oluyo ve olabildiğinde tuhaflıklar içinde buluyo kendini. derdanın hayatına bir oğuz atay gerçeği giriyor ki sormayın gitsin, onun için yaşayıp o doğrultu da amaçlar ediniyo kendine ve o da değişik insanların arasına karışıyo, nefret ediyo, kinleniyo, intikam alıyo ve bişiler bişiler. kitabın sonunda da iki derdayı, iki hikayeyi birbirine bağlayıveriyor yazar bey. benim fikrime gelecek olursam daha öncede dediğim gibi her şey çok çok fazla kitapta. şiddet, sapıklık, tesadüfler, bağlantılar. her seferin de yok artık dedim. kitaptaki her isim birbiriyle alakasız gibi görünse de ilişkili, yer yer çok saçma oldu tabi, tamam kitap, roman felan da insan diyo bu kada da olmaz (: kısaca kitap tesadüfler üzerine kurulu. bunun haricinde oldukça başarılı bence, akıcı bi şekilde yazılmış şıp diye gidiyo, ben beğendim. kitaptan alıntı ile bitireyim. 
sen de fark ettin mi? az dediğin, küçücük bir kelime. sadece a ve z. sadece iki harf. ama aralarında koca bir alfabe var. o alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. sana söylemek isteyip te yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. biri başlangıç, diğeri son. ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. yan yana gelip te birlikte okunmak için. aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. senin ve benim gibi. bu yüzden belki de, az çoktan fazladır. belki de az, hayat ve ölüm kadardır. belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. belki de az, her şey demektir. ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir...