29 Nisan 2013 Pazartesi

ben kader diyim sen şans


hani bazı insanlar için denir ya ne bahtsız lan, hah işte ben onlardanım hatta ailem de onlardan. artık kalıtımsal mıdır nedir anlamış değilim. bizim şans babadan yadigar. her zaman yarın geçecek yarın daha güzel olacak diye beklerken, umut ederken dünü mumla arar oluyoruz. başımızda türlü aksilikler, belalar, uğursuzluklar burdan size ya bi gidin allah aşkına demek istiyorum. evren sana mesaj gönderiyorum açık açık bi huzur ver, az da biz gülek. kesinlikle isyan etmiyorum da işte eşiğine yaklaşıyorum diye korkuyorum. bi insanın hayatında hiç mi şans faktörü olmaz, bişi de kendiliğinden oluvermez, anaaa ne kada şanslıyım bugün demez. valla ben dedim mi hatırlamıyorum, olduysa da minnacıktır ha. bazıları okul hayatında şanslıdır bazısı işte güçte, aşk meşk te var pek tabi. bi de kendime bakıyorum yok anam, okuduk ettik ama bi bok olamadık, aşkın ne olduğunu unuttuk. yani ya sıfır şans bi insanım ya da kaderim hep viraj anasını satayım. tam gazlıycaz al sana bi dönme düşür vitesi bas frene. hadi ben böyleyim de aileden birisi çıksa böle pırıl pırıl ama yok, çok eziğiz lan biz. son zamanlarda iyi, güzel şeylere çok pis ihtiyacımız var, tüm kalbimle lütfen diyorum. ilerde bi gün bu yazıyı okuyup kendime kıçımla gülmek istiyorum, o derece dönsün kaderimiz yani.
görsel: wallpaper-desktop.ru

20 Nisan 2013 Cumartesi

that winter, the wind blows

şöyle bi baktım da bir ay olmuş dizi yazmayalı, hem diziler hem kitaplar birikti aslında. ama ben en son izlediğim diziyi yani that winter, the wind blows'ı anlatam üzerimdeki etkisi gitmeden. bu diziyi yine abladan almıştım başka dizilerle, hangisini izlesem diye düşünürken kadroyu görür görmez bunu izlemeye karar kıldım. çünkü bence song hye gördüğüm en güzel koreli belki de dünyalı (: kafamda acep estetikli mi gibi deli sorular var ama bilmek istemiyorum, hayal kırıklığı olmasın diye. hatun yaşlandıkça güzelleşiyo bildiğin bebek olup çıkmış yahu, hayran olmamak elde değil. valla her gördüğümde bu kadın adamı lezbiyen yapar diyorum yani o derece. kadına sulandığım yeter, işin bi de jo in seong tarafı var ki allah allah. ki ilk kez bu dizide tanıdım kedisini. diziyi izlerken adamı gördüğüm her an aha da jang geun dedim onun hafif yaşlanmış hali, ben çok benzettim tıpkısı gibi geldi bana belki sadece bana gelmiştir (: dizinin her haliyle dram olduğu belliydi olsun değer dedim izledim. 

öncelikle dizi dünyalar güzeli kızımızın kör olduğu gerçeğiyle bize ilk tokatı atıyo. bi umut devam ediyoruz. oh young (kızımız) babası ölmek üzere olduğundan abisini bulmak için peşine düşer. abisinin yaşadığı yere gider, ne tesadüftür ki abisin en yakın arkadaşı onunla aynı ada sahiptir. orda ilk kez karşılaşırlar, ona arkadaşı olduğunu söyler, abisinin yazmış olduğu mektubu okur felan ama bizim büyük kumarbaz olan oh soo'nun (oğlumuz) peşinde polisler vardır onlardan kaçması gerekir ve kaçmaya başlar tam o anda bişi olur öyle ki kilit noktası yazmıycam izlemeyenler için. tabi yakalanır, bunun şirret bi sevgilisi var adamın başını belaya sokup hapse attırır pis kaltak ve sanırım bir yıl hapiste kalır. çıktıktan sonra adam elinde avucunda olan her şeyi kaybetmiş olarak buluyo kendini, yanında ölmüş olan eski sevgilisinin kız kardeşi (answer me'deki kız) ki yazmaktadır resmen eski enişteye, bi de kim bum olan şekerciğimiz vardır. oh young'un babası ölür kız sekreter diye adlandırılan, bakıcısı, babasının yavuklusu olan ve onu büyüten kadınla bi başına kalır, kadının iyi mi kötü mü olduğunu anlayamadım gitti fakat zerre sevmedim ve yoğun nefret besledim kendisine. şirketin avukatı düştü abisin peşine hane bulalım da kızın yanında olsun destek olsun babında ve gider kapısına oh soo ile karşılaşır, bizim oh soo nedense gereçeği söylemez, başı dertte ve çok fazla paraya ihtiyacı var bu yalanı kullanarak paraya ulaşmak için abi olduğunu iddia eder ve yerleşir kızın yanına. ve ekşınnn (:

kız başlarda uzak kalıp, bissürü çektirse de sonra yakınlaşırlar. işte en güzel bölümler buralar, kız abisi sanar ama abi değildir, ee erkek sonuçta bi de hatun afet olunca gel de aşık olma. kız da hoşlanıyo ama abisi oyh çok tuhaf tabe, kendini uzak tutmaya çalışmaları, oğlumuzun aşk acısı. işte böyle olaylar karışır karışır. özellikle son bölümleri kalbim ağzımda izledim. çok sevdim ben diziyi, oyuncuları, senaryoyu. farklı bi konusu vardı, tabe tonla saçmalık ta vardı ama işte tuz, biber olayı. süper oyunculuk vardı bence, abimiz döktürmüş kızımız da iyiydi. hala bi yerlerde rastlayınca içim cız ediyo, kıymetlilerimden oldu dizi. (: aklımda çok hoş anılar bıraktı dizi, zil detayı, beraber pamuk şekeri yemeleri, karda yuvarlanmaları, ellerini ısıtması, kapıda beklemeleri, trenin önünden aldığı sahne, uyurken öpmek isteyip öpememesi sonra öpmesi, beraber uyumaları, pasta yapmaları oyh (: ayrıca adam çok karizmatik hisleniyo arkadaş. daha neler neler. izleyin, izlettirin. bi de ost ları çok güzeldi, ben pek dikkat etmem aslında ama son zamanlarda dikkat eder oldum.
görseller: yeppudaa. com

15 Nisan 2013 Pazartesi

maça maça maça

maç dedim ama önce cumayı anlatayım sonra cumartesini. cuma günü haytayı tekrar veterinere götürdük, diğer aşılar için. araba kazazede olduğu için yunus abinin arabasını almışlardı yanında bonus olarak da oğlu gelmişti, üçümüzü de sinir etti yol verene kadar. abla kişisinin bankada işi olduğu için sen veterinere git dedi bana, haspam sanki olacakları anladı (: havada bok gibi yağıyo felan, mis gibi köpek perişan oldu. neysem yollandım veterinere pek de hoşlaşmadığım hatun vardı. geçen sefer hiç sorun çıkmadığı için oldukça rahat olan ben, tam dükkanın orta yerine sıçan haytayı görünce kısa süreli şok yaşamadım değil. o cüsseden o kada bok nası çıkıyo yaa, bizim ödlek orayı tanıdı ve birazdan yiyceği iğnelerin acısıyla artık ne varsa bıraktı ortalığa sağ olsun. ben de paşa paşa poşeti elime geçirdim tabi (: yetmemiş gibi bi de işiyim azcık dedi, onu da kız halletti nasısa alışık. 

bkz: korkudan lan burdan atlayabilir miyim acep bakışlarındaki hayta.
hayta bey ne kada korkudan altına etse de gerçeklerden kaçamadı ve iğneleri yedi, karnesini de aldık. kıza ne kada dedim kız yüz dedi. ha dedim, geçen bu kada tutmadı dedim yok öle yok böle dedi, içimden kazık yedim la ben dedim ama ödedik el mecbur, acep kız da benden mi hoşlanmadı, ee köpekten korkan veteriner mi olurmuş töbe töbe. çıktıktan sonra hayta alışana kadar bi mücadele ettik, hatta kedi görüp aslan bile kesildi iğneden tırsan yavrumuz. bankanın önünde kardeşleri beklerken ünlü bile oldu hayta fotoları çekildi. hava bok gibin olduğu için hiç bişi edemedik, haytayı arabaya atıp , iki-üç turla yetindik. küçük bey arabada kalınca ağlıyo bu arada, abla keşfetti. niye beni bıraktınız yaee diye zırlıyo olsa gerek.

annesine hayranlıkla bakıp el ele tutuşan hayta (:
hep birlik köye çıktık, epeyce zamandır gitmemiştim, bi akşam geçirdik. zira ertesi gün maç günüydü. zor ve oldukça önemli bi maçtı, ne zamandır da gidememiştik buna gitmeliyik dedik. can arkadaşımız da istanbuldan geldi yüzünü görememiştik, görüşek diyince öğleyin çarşıya inip, buluştuk. hepimiz tembel insanlar olduğumuzdan hiç gezip tozmadan nevada oturduk. her zamanki gibi şahin gözlü abla benim eski patiği gördü ve haber verdi, bu sefer ben de kafasını görebildim, yüzüne bakmadım yine, kendisi baktığı için. yanlarından geçtik sora, esra da la çocuk size çok baktı kalkıp selam vercedi hiç iplemediniz felan dedi ama ben harbiden görmemiştim, yan kapıdan girdiğimiz için, abla da görmemiş. sora yedik, içtik, konuştuk, sustuk. kaldığımız yerden devam ettik, sanki dün bir aradaymışız gibi. 

hazırlık
maç kalabalık olcağı için erken gittik stada. arabada maça maça diye sesleniyodu bi çocuk ondan başlık maça maça. arabada yüksek lisanstan bi arkadaşa rastladım, çok sıcak davrandı, iki dakkada muhabbet çevirdik. ayrı tribünlere girceğimiz için ayrıldık. kardeş te maça geldi ama beyfendi torpille protokole girince bizle hiç muhatap olmadı. biz her zamanki gibi aile tribününde yerimizi aldık, etrafımız yaşlı amcalarla sarıldı, maç boyunca onların yorumlarıyla beynimiz şey edilse de güzeldi, hatta bi amca tuzlu çekirdek verdi bize çekirdekçide olmadığından. seviyorum ya böle insanları. maç manisaylaydı, güçlüydü ekip, ilk yarı hiç oynatmadılar hatta, golümüzü de yedik. bari berabere kalalım dualarındaydık ki ikinci yarı güzel oynadık, golü de attık ama ikincisi gelmedi. maç çok kalabalıktı, taraftar da ateşliydi, hakem de sinir edince olay çıkcak dedik ama neyseki olmadı, adamlar küfür etmezken yanımda oturan kadın küfür etti beni de sinir etti illa üstüme çıkmaya çalışarak. hemen önünde yaşlı bi amca vardı utanmadı mı anlamadım valla. berabere kaldığımız için üzgün ayrılmadık maçtan, emreyle dayı da maçtaydı ama farklı tribünde, eve gelirken buluşup, beraber geldik. bugün de ilkaylar geldi, yedik, içtik, bebek felan haftasonu bitmiş oldu.

güzel bayrağımız ve sürekli yan taraf diye bize bağıran yan taraf (:

7 Nisan 2013 Pazar

filmcikler


öncelikle bi anaaaa demek istiyorum film yazısı yazmayalı öle çok olmuş ki zati unuttum izlediklerimi, aklımda kalanları yazayım bari de eksik kalmayayım (: uyarı: sarangni'den bakacağım için sadece kore içeriklidir. tabi ki izleme sırası şaşmış bi şekilde anlatayım azcık azcık. öncelikle son izlediklerimden biri olan masquerade- gwanghae bişi bişi diye uzunca bi adı var. çok çok sevgili abimiz lee byung'un filmi ya da byung lee artık nasısa hep karıştırıyorum zira. önceki dizi ve filmlerinden açık bi şekilde aşık olduğum adamın filmi olur da izlenmez mi, ohh keyfi bile sürülür. filmde bi kral bi de soytarı var ne ilginçtir ki bunlar ikiz gibi bildiğin aynı adam, bari kardeş çıkaydılar orası saçma oldu bak. kral çok zevkine, sefasına düşkün bi adam sırf kaçamak yapmak için yerine birini arıyo ve pıtırcık soytarı ile yolları kesişiyo, bir iki kralın yerine geçerken kral sen zehirlen, mecburen soytarımız kral oluyo, ee kendisi de halktan geldiği için pek cici kral oluyo, sonra da işte tamam mı devam mı diye gidiyo film. yakışıklı kralımızın yanına bi de pek sevdiğim dunya'yı da koymuşlar onla da aşk meş işlerine bakıyo ohoo daha ne olsun. üstelik saray kültürü felan da öğretiyo bak, kral nası tuvaletini yapar gibisinden (: bence pek keyifli, eğlenmelik, izlenmelik bi film.


başka bi film de mother mesela, bunu izleyeli çok çok oluyo, abla izliyodu köyde ben de kitap mı ne okuyodum güya acıklı diye izlemiycem ama göz ucuyla baka baka filmi izledim bildiğin. mother, won bin filmi. won bin burda zihinsel problemleri olan bi genç, ama nası ezik nası kıyamam kıyamam bişi. bunun bi de annesi var ki amanın. film de bi kız ölüyo, işte orda bulunan delil melil bişiler ihale bizim çocuğa kalıyo. annesi ise tüm gücüyle çocuğunu ordan kurtarmaya çalışıyo, bu yolda yapmadığı, yapamadığı yok. film bi annenin savaşını anlatıyo, haklı mı haksız mı? oldukça duygusal bi film, annelik nası bişi lan böle dedirtiyo insana. teyze hanım da müthiş bi oyuncu, won bin de döktürmüş resmen, o kuul, karizmatik adamdan eser kalmamış. izlenmesi gereken bi film gibi gibi.


sonra all about my wife var. bu filmi nabrutun bloğunda görmüş te merak listeme eklemiştim. üç oyuncu daha önce izlediğim, bildiğim üstüne de beğendiğim oyuncular. film konusu itibariyle aslında komedi tarzında ama öle güldüm mü desem belki bi iki kere hihi yapmışımdır. işte kafası acaip karışık, bunalım, acaip bi kadın var, bu kadından iyice sıkılmış bi koca ve karısını boşamak için tutulan çapkın bi adam var. kadının gariplikleri, bütün kadınları kapısında köle eden adamı hiç tınlamaması, kendini keşfi, adını duyurması felan anlatılıyo. filmin en çok başlarını yani tanışma, aşık olma kısımlarını sevdim bol bol ayh dedirtti. onun haricin de izlenebilecek ama bayılınmayacak bi film olarak kaldı bende.


yeonghwanun yeonghwada-rough cut, isme gel, kaba kurguymuş sanırım türkçesi. başroller pek çok hatun kişisinin ayılıp bayıldığı so ji ve kang ji hwan olunca pek üzerinde düşünmeye gerek yok gibi. bu filmi abla seçmişti izleyek diye ben de her zamanki gibi olur demiştim. filmin konusuna gelince, so ji mafyaya bulaşmış bi kişiliktir ama içten içe aktör olmak istiyi ne yapsın garibim, şimdi unuttum bi şekilde gerçekten de oyuncu olan diğer abiyle karşılaşıyo. ikinci abimiz de acaip atarlı sette önüne geleni döven biri, bi film yapmaya çalışıyo ama kimse bunla çalışmak istemiyo bu da azimli banane illa da yapcam diyo, gerçekten de mafyatik olan adama gel beraber şey edelim diyo, zaten oyuncu olma aşkıyla yanan so ji de tağam olur ama gerçekten dövüşcez diyo, işte böle birbirleriyle bol bol dövüşerek film izletile bize. öle sadece dövüş filmi değil işte düşündürten cinsten (nası oluyosa o). ben filme aşık olmadım ama so ji'nin karizması yeter diyorum. son olarak senaryo kim ki duk'ın az da entel film yane (:


son izlediğim film ise a werewolf boy. bu kurt filmi böle cebinize koyup arada çıkarıp sevme isteği uyandıran joong ki'ye ait. sen nasıl bir insan evladısın yavrum? benden iki yaş küçük olduğu için dilediğimce sarkabilirim bence. üç, dört olunca az utanıyom (: neyse pek şukela olan bu oğlumuz aslında kurttan bozma bi insancıktır, insan demeye dilim gitmiyo bi türlü (: başrol kızımız ve ailesi yeni bi eve taşınıyo, bizim kurtçuk ta bunların ahırda kalıyo, garibim açlıktan ölünce mi artık nedir piyasaya çıkmaya karar veriyo. tabi bildiğin insan görünümünde sadece sefil bi hali var, çok iyi niyetli olan annemiz evini, barkını açıyo çocuğa, böylece beraber yaşamaya başlıyolar. artık nası oluyosa bizim kız şüpheleniyo mu ya da içinden mi geliyosa nedir köpek eğitir gibi kurtçuğu eğitmeye başlıyor. işte buralar çok cicik cicik. kızın aferin demek için başını okşaması, sevimli kurtumuzun başını okşatmak istemesi ayh. neyse muhakkak bi kötü adam olcak ya ha işte kızın taliplisi olan bi çocuk da filmin kötü adamını oynuyo, niyeyse takıyo kafayı garip kurtumuza, bok şey. kurtçuğumuz neticede bi kurt, kıza zarar gelince bi delleniyo bağlıyo kurt adama, işte polisler felan bunu incelemeye alıyolar, meğersem bu bi deney şeysiymiş felan. kötü adam bunu kandırıyo felan başına türlü belalar açıyo, işte bişiler oluyo pek anlatmıyım bari ipucu olmasın. ben bol bol ağladım, senaristlere küfürler uçurdum diyim okuyan anlasın (: basit bi film olmakla beraber beğendiğim, pişman olmadığım bi filmdir. şimdilik benden bu kadar.
görseller: www.yeppudaa.com.

5 Nisan 2013 Cuma

içi sıkılan bübü

içim sıkılıyor blok. içim bi acaip, ruhum bi tuhaf. huzurun zerresi yok bünyemde. yine depresyonun ellerine bıraktım kendimi bi kaç gündür. tam olarak neye darlandığım da meçhul. deli gibi geçip giden zamana mı kızayım, elimden bi halt gelmemesine mi, belki iş zamanı geliyor ondandır belki yalnızlıktandır belki de aşksızlıktandır. belki de hepsi birden üstüme gelince bünyeye fazla doz etkisi yaptı. aynı şeyleri mırıldanmaktan da gına geldi, bişi değiştiği yok değişeceği de yok. sabahtan beri çarpıntım vardı bi yandan da ellerim, kollarım uyuşmuş gibi kötü haber alcakmışım ondanmış. kardeş kaza yapmış, ilk kazası, neyseki bişi yok. ama onun korkusunu, heycanını hissettim. ne kadar büyüse de o hala küçük hala bebek benim için. onu kalbime sokup orda saklayasım var, bişi olmasın diye. gerçi ablam da bana çok minikmiş gibi geliyo, sanki ben onun ablasıymışım gibi hissediyorum, onu da kendime yapıştırasım var hiç ayrılmayalım diye. işte böyle acaip hisliyim bugün blok, bol bol ağladım da uyuşukluğum geçti şükür. anlatcak kimse olmadığından kafanı şişirdim hakkını helal et (: arkadaş bebişiyle rizeye geliyo onu görünce geçer gider depresyon, sonrası da kısmet artık.
aha da şarkısı her ne kadar umutsuz olsam da umut iyidir iyi.


4 Nisan 2013 Perşembe

sisters kardeşler

köye ani çıkışımız nedeniyle kitapsız kalmıştım ki, abla ile kardeşin çarşıya inmesi gerekti. ben de olmaz ama kütüphaneye gidip kitap alın dedim. banka işleri vardı hiç yetiştirirler diye düşünmedim ya da faruk istemeyebilirdi. ama iki kitap getirdiler bana üstelik de kardeş seçmiş. ben, sisters kardeşleri tercih ettim. ödüllü felan bir kitapmış kendisi. öncelikle kapağı pek hoş buldum. kapaktaki alıntılar da etkileyiciydi. iki psikopat kiralık katil, birbirinden farklı iki kardeş mevcut kitapta. bize hikayeyi kardeşlerden daha sakin daha pasif daha vicdanlı daha hüzünlü olan eli anlatmakta. charlie ise daha bir lider daha bir kararlı daha bir vahşi. kardeşlerimiz etrafa da nam salmış kendilerinden korkulan serseri, avare, katil tipler. kitap aslında western tarzında bir roman. okurken hayalimde hep iki kovboy canlandırdım ben. sisters kardeşlere yeni bir görev verilmiştir ve yerine getirilmelidir. kardeşler bunun için yola düşerler ve serüven başlar. eli içinde bir savaş vermektedir, bu işleri bırakıp başka bir yol çizmek istemektedir kendine, eli bu kafa, ruh karışıklığını öyle güzel anlatıyo ki bize, kitap akıp gidiyo. başroller kiralık katil olunca işin içinde pek çok ölüm, kan, vahşet var fakat diğer yandan deli bir hüzün, tuhaf bir vicdan var. işleri adam öldürmekken yaralanan ve işe yaramayan atına kıyamayan bir adam var kitapta. iki kardeşin ilişkisi, karakterlerinin farklılığı, aralarındaki çekişme ve alttan alttan kendini hissettiren sevgi çok güzel işlenmiş yazar tarafından. öldürmek için yola çıktıkları adamın tarafına geçen, onu sevebilen insan bunlar. farklı, sürükleyici, pek hüzünlü, keyifli bir kitap, kesinlikle beğendim.

1 Nisan 2013 Pazartesi