30 Mart 2013 Cumartesi

bloğu cıbılcıklar basmış (:


dedikodu sayfalarında gezerkene bu karelere takıldım kaldım (: hande hanım tempo dergisine pek de hoş pozlar vermiş. şahsen beni dergi, hande felan ilgilendirmiyo, işin sanat kısmındayım, fotoğrafların güzelliğine kitleniyorum, aferin güzel çekmişler (: 


dikkat ederseniz çocukların taşlığından felan bahsetmiyorum, fark etmedim bile, hele çekik kardeşimiz hiç dikkatimi çekmedi :ühü: bacımızın yerinde olsam benim de 32 diş meydanda olurdu sanırım ama kalpten gitme olasılığım da var bak. neyse arkadaşlara hayatlarında başarılar diliyorum. sadece gözler şenlensin bi art niyetim yoktur (:


alıntı: kelebekgaleri.hurriyet.com.tr.

28 Mart 2013 Perşembe

günler geçiii

deprosyanda mıyım, tembel miyim ? bişi var ama çözemiyorum. köyden geldikten sonra bi kaç gün yataktan çıkmadım sayılır. bi migren bi karın ağrısı zapladım durdum. ağrım yoksa bitkinliğim var, kafamı yastıktan kaldırasım yok. bu durumdan en çok annem nefret ediyo tabi, beni yatarken görünce çok kötü oluyomuş hanım (: dün kendime geldim hafiften, sonra da öğrencim geldi. ders verdiğim bi bebe var, tabi ki profesyonel olarak değil yani para almıyorum (: herkes bişiler olmak ister ya ben sadece öğretmen olmak istemişimdir hem de sebilikten beri. ama kısmet olmadı, zaten akademik kariyeri de sadece hoca olabilmek için tercih etmiştim o da yalan oldu. gerçi iki kez vekil öğretmenlik yaparak heveslik aldım ama onun da tadı damağımda kaldı. bişi anlatmayı, öğretmeyi, paylaşmayı seviyorum. ünide arkadaşlara sınav zamanı konuları hep anlatırdım, hem onlar anlardı hem ben pekiştirirdim, en iyi çalışma yöntemidir. evde de ders çalışırken ayna karşısında ders anlatır gibi yapardım kendi kendime (: ahh ahh şimdi soru bile çözemiyorum bi darlık bi darlık, o derece bıkmışım. kızımız aklı beş karış havada cinsinden, bi ingilizce çalışmak istiyo bi matematik bi türkçe, oysaki benden matematik için yardım istemiştiler neyse en azından bir işe yaradığımı hissediyorum. 
 
bugün fabrika için evrak işleri vardı, diplomam lazımdı ablaya inşallah para alıcam (: o yüzden buluştuk kardeşlerle, gelmişken haytayı da veterinere getirdiler. zaten kızgınlık döneminde olduğu için çok mutsuz (: bi de üstüne bissürü ilk yaşadı kendisi, ilk kez arabaya bindiği için korktu, arabadan inmedi aldım kucağıma, doğru doktora. ama çok akıllıydı oğlumuz, iki iğne oldu sesini çıkarmadı. sekiz kilo olmuş eşek herif. tasmasını da aldık, bağladık bi güzel. ama gelmiyo bi türlü yapıştı yere kerata. mideler için lahmacun söyledik, sahilde yemek için. arayı değerlendirmek için kütüphaneye gidelim dedik kitapları iade etmek ve yenisi almak için. onu da çıkardım aradan. sonra biraz biraz alıştı hayta ama çok afalladı. ilk kez kalabalık görüyo tabi (: epeyi popüler oldu, ilgi çekti. arabaya kendi inip binmeye bile başladı, hemen kapıyo olayı. sonra sahile gittik ki hava birden kapadı bi rüzgar felan, yediğimizden hiç bişi anlamadık, yarısını dışarda yarısı arabada bişiler ettik. abla bi de doktor işi sıkıştırmıştı araya onu bile halletti. en son da alışveriş yaparak günü tamamladık. arka koltukta hayta ile bol bol aşk yaşadım, istemeyerek de olsa ayrıldım onlardan.
bkz: entel hayta (:

27 Mart 2013 Çarşamba

pek sevdim sesini


bir, iki aydır bayılarak dinliyorum. kendisi bir yarışma yeteneklerinden. orjinali (bkz: shontelle) de güzel ama bu bambaşka.

25 Mart 2013 Pazartesi

flower boy'um (:

ne zamandır dizi yazmadığımı fark ettim. bu diziyi izleyeli belki de iki ay olmuştur. yine bloglarda beğenildiğine rastlamıştım. abla geldiğinde izlemek için indirip beklemeye aldım. neyse bi gün açtık açar açmaz ben aşık oldum (: fakat dizi bizi özellikle de ablamı hiç çekmedi izlememe kararı aldık. ama sonra nasıl olduysa ben çok önemli bi detay fark ettim sırf o kısmı izlemek için açtım ve sonra aşkım için diziyi tamamladım. izlemeyen varsa burayı okumasın. yahu ben adama aşık oldum lan adam başrol sen kalk adamı öldür. izlerken de diyoduk yaa hep bunu gösteriyo diğer çocuk başrol değil mi diye, afişlerde çocuk yok bile o derece dikkatliymişim ben. sırf nasıl öldü diye merakımdan baktım, sonra da belki gösterir belki bahseder diye diye izledim diziyi (:
 
birbirinden serseri delikanlılarımız kendileri çalıp söylemektedir bi de grupları var  eye candy. bu çocukları nası olduysa zengin bebelerin okuduğu bir okula gönderirler, bkz: pis yedili. ne ilginçtir ki bu okulda da bir grup vardır ve bunlar bi çekişme içine girerler. sırf bu mallar yüzünden olan benim aşkıma olur, o bebeği 16 bölüm izlemek varken 2 bölüm izleyebildim. her zamanki gibi bu bebe nerden nerden diyip durunca baktığımda gördüm ki filmini izlemişiz ama ne alaka adam burda afeti devran olmuş, of dertlendim yine. işin içine bi de kız girdi işte biri benim diğeri benim bu grupların çekişmelerini izledik bi de ünlü oldu bunlar, işler karıştı. harika dostlukları varken pürüzler çıkmaya başladı ve kopmalar oldu. her ne kadar grup dağılsa da  yine de birbirlerini kaybetmediler. işte dizi bize bu pek yakışıklı delikanlıları anlatıyo. bu sung joon kişisini daha önce izlemiştim iki dizide güzelim çocuğu ne kada betleştirmişler. onun haricinde hepsi lokumdu şahsen, yine kardeş yaştakilere asıldığım için vicdanım sızladı bak. lafın kısası çocuklar haricinde oldukça boş bi dizi, iki bölümle de kalsaydım olurmuş, tipik liseli dizisi derim ve giderim.
görseller: rybka.soup.io ve yeppudaa.com.


20 Mart 2013 Çarşamba

ciciklerim


çok zor zamanlar geçirdik ama hayat devam etmekte ve mutlu olmak için sebeplerim var. köpek ve kuğu kardeşten, çiçek ise abladan. seviyorum onları (:

13 Mart 2013 Çarşamba

gecenin balonu

bu denli karanlığım bu günlerde.

9 Mart 2013 Cumartesi

gecenin keyfi

 
gece yememek de bi yere kadar.  tam gece keyfi oldu bu. itiraf: pastam pek güzel lakin salepim pek de güzel değildi. yarın gece ablanın doğduğu gün, kafam çok karışık ne yapacağıma dair en ufak bir fikrim yok. aslında canlı müziğe gitmek vardı aklımda ama hastalık durumları nedeniyle öyle bir kutlamaya uygun bir pozisyonda değiliz. merkeze gelecekler mi yoksa ben mi köye çıkayım düşün düşün bi hal oldum. yarın kardeşle gelebilirseler daha güzel olacak bakalım artık. olmadı pazar gününe alırım pastamı düşerim yollara ne de olsa gece doğmuş (: allahtan kardeşle hediye alışverişini yaptık da o işten kurtardık. ihtiyacı olan ufak tefek şeyler aldık. hepsini paketledim, süsledim. ahh ahh yaş almak iyi de yaşlanmasak olmaz mı (:

8 Mart 2013 Cuma

aklından bir sayı tut

neredeyse bir aydır kitap paylaşmadığımı farkettim. bu kitaba, kitap sitelerinde felan çok rastlamıştım, çok satanlardan olunca bi de kitabın kapağı ve adı da ilgimi çekince okunmalı demiştim. ama içeriği hakkında hiç bi fikrim yoktu nedense bana zar adam gibi bi kitap olduğunu düşündürtmüştü. aklından bir sayı tut tam da benim sevdiğim gibi polisiye çıkmasın mı yani istemeden bile polisiye okur oldum (: kitabımız john verdon'un ilk kitabı ve bir serinin başlangıcı. yazar beyimiz de harlan coben gibi bir dedektif serisi yapmaya karar vermiş. bakalım diğerlerini okumak ne zaman kısmet olacak. konusuna dönecek olursam, dedektifimiz gurney emekli olup keyfine bakmaktadır (burda da bana örümceği hatırlattı) ta ki eski bir arkadaşı (melery idi sanırım) kendisinden yardım talep edene kadar. aranacak şahıs bir not bırakmış ve bir sayı tutmasını istemiştir ne tesadüftür ki melery'nin tuttuğu sayıyı bilmiştir, böylece serüven başlar. sonra aynı olay tekrarlanır, kitap boyunca katili ararken aynı zamanda sayıların nasıl tahmin edildiğini de bulmaya çalışıyosunuz. işin kısası dedektif amca, arkadaşına yardım etmek isterken olayın içine karışıyor ve olay düğümlerini çözmeye çalışıyor. kendisine oldukça yardım eden karısı ve diğer polisler de vardır hikayenin içinde. kitap belki de 200 küsür sayfa olaya ancak giriş yapabildi, ondan sonra başka cinayetler, ip uçları, şahıslar girdi devreye. çok aşırı bir sürükleyiciliği olmasa da fena değildi. ben bu tarzdan hoşlandığım için beğendim, ama tarza ilgi duymayanların zevk alabileceği bi kitap değil belki de. olumsuzluklar olsa da tarafımdan beğenilmiştir (:

3 Mart 2013 Pazar

korku ama gerçek

karışık ruh halimle selamlar. geçen hafta köydeydim köye çıkış sebebim ise güzel bi haber değildi. annemin amcası rahatsızlandı ve malesef kötü hastalık çıktı, acilen istanbula gitti. onunla vedalaştık sanki bi daha göremeyecek gibi. birdenbire ortaya çıkan bi illet, daha da kötüsü ilerlemiş olması. ben gencecik dayımı da bu hastalık yüzünden kaybettim. şimdi de aynı korkularımız var, artık iyileşmesi için değil de acı çekmemesi için dua eder olduk. hayat, insanoğlu o kadar tuhaf ki, bi an ağlıyoruz, bi an gülüyoruz. yüze mevlam unutturuyor, devam ettirtiyor. bazen hatta sık sık, uyumadan önce aklıma hep ölüm gelir ama sevdiklerimin ölümü, hepsini tek tek öldürürüm. o anlarda aklımı kaçıracak gibi oluyorum, içimi bi korku bi telaş kaplıyor ki, allahım ne yapcam, yapamam edememlerle başım dönüyor. düşünsenize aklımızın sürekli bununla çalışıp durduğunu, ama biz ölüm gerçeğini çoğunlukla unutuyoruz. zira öyle olmazsa yaşam dayanılır bi hal almaz. her zaman tartışırız kendi ölümünü istemek mi yoksa sevdiklerinin ölümü mü? ben katlanamam ben önce öleyim derim her zaman ama bunun ne kadar büyük bencillik olduğu aklıma gelir ve arkada kalmaya razı olmalıyım derim. yani ben önce öleyim demek anneme, babama evlat acısı yaşatmak, kardeşleri yarım bırakmak demek. evlat acısı en beteri derler o yüzden allahım ben onların acısını görmeyeyim diye de dua edemiyorum. öyle bi muallaklık ki dibi başı yok. çevreme baktığımda yaşını başını almış, çoluk çocuk sahibi insanların yakınlarının acısını daha kolay atlattığını daha doğrusu ayakta kalmak zorunda olduklarını görüyorum. çünkü, yaşamak zorundalar, işleri, eşleri, çocukları var gel de ayakta kalma. her böyle aklım bulandığında allahım şimdi değil diyorum. biliyorum rabbim kuluna kaldıramayacağı yük vermez, ben de böyle teskin ediyorum kendimi. allahım ölümün güzelini, hayırlısını nasib eyle.

görsel: 2008'den beri bilgisayardaymış, yeri yurdu belli değil.