26 Şubat 2013 Salı

yine anime

dizilerden, filmlerden fırsat buldukça ve sıkıldıkça animeye sarıyorum. burada anlatmak iyi geliyo bana çünkü unutmuyorum, unutsam da gördükçe anımsıyorum. zaten kitapları da bu yüzden paylaşıyorum zira ben feci unutkan bi insanım. izlediklerim, okuduklarım hemen silinebiliyor aklımdan, nefret ediyorum bu durumdan. fakat burada paylaşmak unutmamı zorlaştırıp, hatırlamayı kolaylaştırıyor. bu yüzden devam. ilk önce anime dizi olan kimi ni todoke'den başlayalım. yine bi yerlerde beğenildiğini okumuş iki sezon olması bile yolumdan alıkoymamıştı beni. iki sezondan oluşuyor dizimiz demek beğenilmiş ki yapılmış diye düşünüyorum oldukça şaşıraraktan. efenim başrolümüzde garip tipi ve karakteri nedeniyle hayalet olarak adlandırılan bu nedenle de yoğun bir biçimde dışlanan bir kızcağız mevcut. bu zavallı ile kimse konuşmaz etmez, herkes kaçar. kendisi de bu duruma acaip üzülür ama tek kelime bile edemez insanlarla, ta ki  yakışıklı star rolünde olan delikanlımız kazehaya ortaya çıkana kadar. bu evlat kızımıza pek yardımcı olur onu destekler ve bir çevre edinmesini sağlar. tabi bunu keyfinden yapmaz çocuk aşık ama gel de bunu sadakoya anlat nerdee iki sezon boyunca birbirlerine açılmalarını ha şimdi tamam bu bölümde olcak diyip diyip bekledim. kurduğu arkadaşlıkları güzeldi, onlara verdiği değer örnek olacak cinstendi, onların diyalogları da oldukça komikti. ama sonuç saçma sapan bi dizi, kesinlikle sıkıcı, aşırı abartılı, neden tamamladım ben de bilmiyorum. en çok da ryu'yu sevdim (:
anime filmlere gelirsem şayet tabi ki miyazaki izlemeye devam. castle in the sky (gökteki kale), kötü adamlardan kaçan bi kız ve ona yardım eden oğlan hakkında. gökte bi yer varmış laputa adında, bu kızda da orayla alakalı bi kolye var bunun peşinde herifler, işte kaçma kovalamaca, yakalanma sonra kurtulma felan filan, içimdeki anime sevgisine rağmen bunu nedense sevemedim. başlarda fena olmasa da ortalarda ve sonlarda iyice sıkmıştı beni, olumsuz olarak kaldı hatrımda malesef.
kiki's delivery service (küçük cadı kiki), yine bir miyazaki eseri. küçük cadımız, bi yaştan sonra sanırım cadılığın bir görevi olarak farklı bir yerde yaşamak zorundadır ve bu yüzden ailesinden ayrılır, yanına minik kedisini alır ve atlar süpürgesine. film, onun kendine bir şehir bulması ve orda tutunmaya çalışmasıyla ilgili. kikinin başarılı olmak için çalışması gerekmektedir, kıçının altında da uçan bi süpürge olduğu için yapılacak en mükemmel iş olan kuryelik yapmaya başlar böyle devam eder film. sevimli bi karakterdi, benden geçer not aldı (:
 sırada yapımcılığını miyazakinin üstlendiği only yesterday (dün gibi) var. dün gibi, oldukça gerçekçi bi anime, öle cadılar, periler, heycanlar yok. şehirde yaşayan bi kızın köye tatile gitmesini, köy hayatını çok fazla sevmesini, arada küçüklüğüne de dönerek orda geçirdiği zamanı anlatıyor araya da azcık aşk serpildi mi yeme de yanında yat, benim çok hoşuma gitmişti şahsen, sinema tadında izlemiştim.
ve son olarak iki gece önce izlediğim byousoku 5 centimer (saniyede 5 santimetre). bu anime üç kısa bölüme ayrılmış. ilk bölümde çocukken okulda tanışan fakat sürekli taşınan aileleri nedeniyle birbirlerinden ayrı düşen ve birbirlerinden hoşlanan iki çocuğun ilişkilerinin başlamasını, mektuplaşmalarını ve sonunda buluşmak için takakinin yaptığı uzun tren yolculuğunu anlatmakta. ikinci bölümde ise takakiden hoşlanan, sürekli onu bekleyen, takip eden ve ona açılmaya çalışan yeni bi hatun devreye giriyor. bu bölümde takaki ve akari artık birbirinden uzaklaşmaya başlamıştır. son bölümde ise kahramanlarımız artık büyümüş ve birbirlerini tanımayacak noktaya gelmişlerdir ama hala birbirlerini düşünmektedirler ama artık yolları ayrıdır. ve böylece sonlanıyor anime. kısa, duygusal, güzel bi animeydi, görüntüler ise şahaneydi.
görseller: rubbishbarrel.blogspot,  animerits.blogspot ve yeppudaa.com.

19 Şubat 2013 Salı

big'cik


aslında bu dizi için çok da olumlu şeyler okumamıştım, en azından hey harika kesinlikle izle gibi bişiler görmedim. ama hem adamın sevimliliği karşısında dayanamazdım hem de fotoğrafları beni izle izle diyodu. ablamdan da hazıra konunca neden olmasın dedim. bi de o şebek bebeği daha çok göreceğimi düşünmüştüm açıkcası, orda çok büyük bi faul yapıldı, kesinlikle kırmızı kart (:

  

ben pek araştırma yapmam izleyeceğim diziler hakkında, sürpriz olsun isterim yani bu dizi içinde hiç bi fikrim yoktu, olsaydı belki de izlemezdim. dizi yine tipik kore saçmalığından ama yine de hoş olan beden değişimiyle ilgili. ne çok kullanıyolar bu konuyu, sanırım en güzeli secret garden, dizi o kadar harikaydı ki o saçmalık bile batmamıştı bana. neyse konumuz big, işte bir şekilde birbirleriyle bağlantıları olan iki kişi ki bunlardan biri şebek ve genç diğeri ise hafif odun ve kart. kocaman adamın içindeki küçük çocuk bana hiç kötü gelmedi, neden çünkü gong yoo çok tatlısınnn, her zamanki gibi bu rolünde hakkından geldi. neyse orta bi zevkle diziyi izledim ama geldik sonuna yine hiç etmişler bence yani ne gerek var göstersene adamı, niye bize bırakıyosun misal ben ve ablam ikimizin de tahminleri farklı, açıkcası gong yoo'ya göre basit bi dizi kalmış, daha iyi bi yapımda olabilirdi kanımca, artık orda ne kadar beğenildi kaç reyting aldı bilemiycem, inşallah iyidir yine de. bu olumsuzluklara rağmen  pişman olmadım adam izletiyo kendini, adamı seviyosanız izlenilir yani (:

 görseller: yeppudaa.com ve kashi-kalpruhvenefs.blogspot.com.

15 Şubat 2013 Cuma

örümcek

polisiye haricinde bişi okumuyorum la resmen, diğer okuduklarım ise elimde sürünüyo.  o kadar da şikayetçi değilim, okuduğum sürece sorun yok benim için, bu zevkimi sonlandırıcak bi kitap elime geçene kadar devam (: sanırım bi aydır kütüphaneye gitmedim, elimdekilerden okudum anlatacağım kitap ise  kütüphaneden aldığım son kitap okuyalı epeycene oldu, yazısını yazamadım bi türlü. kitabımız; mıchael morley/örümcek. bissürü polisiye okuyorum ama zor beğeniyorum, bu kitap beklentilerimi karşılayanlardan. örümcekte katilimiz yani örümcek, önceden belli yani burda katilin kim olduğunu bulmaya değil onu yakalamaya çalışıyoruz. sevimsiz örümceğimiz, bir seri katildir ve uzunca bir zamandır bu işi yapmaktadır kendisine black river katili denmektedir, bu davaya sittin sene önce bakan polisimiz ise jack. pek sevgili polisimiz bir gün artık dayanamaz ve pes eder, bu ona emeklilik yolunu açar ve ailesiyle italyaya yerleşir. o katili bıraktı ama örümcek onu bırakmadı, katil tekrar ortaya çıkınca jackten yardım istediler, katilin de istediği tam buydu. öyle cinayetler işledi ki iyice akılları bulandırdı bi amerika bi italya gittik geldik ve jack'i hiç beklemediği bi şekilde köşeye sıkıştırmayı başardı, peki sonra ne oldu? neyse bu da bi katil polis kovalamacası. ben aslında katilin kimliğini merak ederim hep ve bu içerikteki kitaplar daha çok ilgimi çeker. ama bu kitapta onu pek hissetmedim. epeycene de kalın bi kitaptı ama sıkmadan, güzelce anlatmış amca. aklınızda soru işareti bırakmamış (ki nefret ederim). benden geçer not aldı kısaca. yazar kitabı hazırlarken gerçek seri katillerle görüşmüş, onlarla konuşmuş hatta onları anlamış. en etkilendiğim bölüm ise kısa bi görüşmenin anlatılmış  olduğu arka kısım. benim kitaplarda okuduğum, filmlerde izlediklerim gerçek, o işkenceler gerçekten yapılabiliyo, tabiki bunu biliyorum ama okuyunca dank ediyo tekrar ve tüyler diken diken. ölmek hiçbişidir sanrım işkencenin karşısında.
not: arka fon nasıl harika olmuş kapakla (:

13 Şubat 2013 Çarşamba

maç günü

pazar günü yine rizespor'un maçına gittik. maç kadromuz; abla, emre, burak, faruk ve sevgilisi idi. kardeşler arabayla gelmişti, hepimiz doluştuk bi güzel arabaya düştük stadın yollarına. bizim maçı izlediğimiz tribün aile için ve beş milyon diğer yerler ise bi milyon, hem bu farka kızdığımız için (kadınlara bedava olmalı bence kaç kişi gidiyok ki zati) hem de çoğu insan beleş girdiği için biz de şansımızı denemek istedik. altı kişiydik yani altı bilet lazım ama kardeş üç tane aldı, iki kişilik grup haline geçicez ki görevli harbiden hiç bişi demedi, ama yanlışlıkla bi bileti daha yırttı (bileti okutup ta kapı açılıyo, lanet şeyin bi adı var ama bi türlü aklıma gelmedi bu gece uyku yok bana) bu sefer bedavaya giren biri bilet uzattı bize tabi ki parasıylan, böylece dört bilete işimizi hallettik. kimse kusura bakmasın şimdiye kadar ki olanlara saysınlar, girenlerin yarısı bedava giriyo biz en azından dört kişiyi ödedik (: maçın başlamasına az kalmıştı ki tribünde yerimizi aldık, önceki haftaya göre daha kalabalıktı maç çünkü erkendi.
  
oturunca ilk önce deli gibi çekirdek çitleme sesleri geliyo insana sonra zamanla adapte oluyosun, bu sefer bizde kıskandığımız için aldık, heycanlı heycanlı çitleme de bi hoş oluyomuş. bu hafta maçımız renklerini gs'dan sevdiğim göztepe ileydi. geçtiğimiz maçlarda yenildiğimiz için bu maçı almalıydık, göztepe sonlardaydı bu sefer başarmalı ve sevinçle dönmeliydik evlerimize. trabzondan aldığımız iki elemanla daha da güçlendi takım ve gerçekten güzel oynadılar. maç tam seyirlikti, bissürü gol, iki kırmızı kart, bi penaltı, bi frikikten gol, bol düşmece ile gayet zevkli bir maç oldu ve şeytanın bacağını kırarak 5-1 lik bi skorla maçı tamamladık. ama taraftar bi tuhaf takım yenilir on dakka kala giderler takım yener on dakka kala yine giderler, acaip sinirlendik ve lan gol olsun da kaçırsınlar dedik ve gerçekten son dakikalarda iki gol oldu, oh canımıza değsin, kaçırdılar (: maç bitti, sızlayan eller ve kısık sesle olanlar bana oldu.

 
saat altıydı tabi ki daha erkendi bizim için merkeze geçtik herkes açtı, nevaya gidelim dedik, zaten müdavimi olduk, malum rize küçük hoş mekansa tek tük. can havliyle tuvalete attk kendimizi malum akşam soğuğu (: orda abla demesin mi patik bar kısmında oturuyodu, hiiiii dedim niye göstermedin ( patik benim ilk ve tek aşkım) nasıl göstereyim dedi gözlerini bize dikmişti ama ben belki de bi yıldır görmemiştim, özlemiştimlerle kala kaldım. masaya döndüğümüzde öyle bi yere oturmuş ki bizimkiler patikçiği kesmem mümkün değil, göremedim sevgili patiği, sürekli yaa bi göreydim dedim durdum yedim bizimkileri. herkes zevkine göre döşedi masayı, yenildi bitti gitti. ama öyle pek muhabbetli olamadık hem maçım yorgunluğu vardı hem belki kardeşin sevgilisi ve emre ilk kez görüştüğü içindi bilemedim, meltem erken kalkmak istediği için kalktık ve herkes evine yollandı, bir hafta sonunu da böyle kapamış olduk.

9 Şubat 2013 Cumartesi

bugüncük

bugün hava mis gibiydi ben ise temizlik yapıyodum içimdeki ahhlarla ki abla kişisi aradı ve geliyoruz dedi hadi, ben de hemen dedim, emreyi de aldık ve düştük yollara. benim haricimde herkes açtı, mecbur bişiler yencekti. döner alalık dediler biz pek lokantada oturup yemek yemeyiz, yaptırır ya sahile gideriz ya yukarlara çıkarız bugün de dönerleri yaptırdık çay için de kurabiyeleri aldık, ziraat bahçesine çıktık. bi güzel yedik ben yarısını ancak yedim evet beni de es geçmediler hayır dememe rağmen, gerçi yarısını da kediye yedirdim (: uyanık pideden yemiyo et verince ohh mis çok yedirince üstüne de ayranını içirdim (: onu da mis gibi içti valla. karınları doyurduktan sonra bunun üzerine çay süper giderdi pek tabi, zaten çay bahçesi orası çayı da pek meşhurdur ayıptır sölemesi rize burası (: iki, üç saat akşam oluncaya kadar takıldık orda, hiç üşümeden süper de muhabbet ettik, güldük bissürü. merkeze inip alışveriş faslına başladık. geçen hafta emre, esra, burak ve kardeşlerle trabzona gitmiştik. iki alışveriş merkezine gittik ama ordan sadece bi ayakkabı, bi yüzük ve bi hırkayla ayrıldığım için tatmin olamamıştım çünkü erkekler her zaman fazlalıktır (: bi gezdirmediler bizi ama faruk öyle değildir o da sever alışverişi yine cebine zarar vermeyi başarmıştı. hemen hemen her gün online sitelere bakar, hiç çekinmeden de bissürü alışveriş yapar netten. başka bi gün ablam bensiz kotona gidip indirimden ciciler alınca kıskanmıştım ben de içimde kalmasın dedim ve bugün bi ayakkabı, bi çanta, bi saat ile kotamı doldurdum sanırım. tabi alsam bissürü şey alırım da para yok oyhh. şimdiler de eve bişi almayı kıyafet felan almaktan daha çok seviyorum, kendi evim olsa ne olur düşünmek bile istemiyorum. benim hiç çeyizim yok (zaten gerek de yok ) yani sadece az biraz el işi var ama öle takımlar, tabaklar, tencereler, elektrikli şeylerden bi tane bile yok, iyi ki de yok çünkü her gün yeni şeyler çıkıyo, alınmış olsaydı beğenmiycektim onları, anneme hep söylenirdi millet almıyo diye ama annem bi tane ya. yani yanlışlıkla evlenirsem sıfırdan alıncak her şey of ne zor be, her halde o zamanlar nefretlik gelir alışverişten ancak (: en sinir olduğum şeylerden biri de çamaşırcı ya da çanak çömlekçilerde çeyiz için mi bohça için mi diye sorulması felandır evlenmiyoruz kardeş biz, bi darlamayın adamı. zaten yenge diyolar bana bak depresyona girdim yine, bılokcan çok büyük dertlerim var getir omzunu ağlıycam az.
not: kimya mühendisleriyle hiç bi alakam yoktur (:

8 Şubat 2013 Cuma

ilk mim'im

ilk mim'im yerli pollyanna tarafından bana paslanmış durumda.ilk kez mim yazısı yazıcam üstelik zordan başlıycam bak hüzünlendim şimdi (: öncelikle bir ilki yaşattığı için kendisine teşekkür ediyor ve sorulara geçiyorum. ilk önce verilen soruları cevaplandırıyoruz.
1) kitaplara eş değerde sevdiğin bir şey var mıdır? varsa nedir?
kitap okumayı çok ayrı severim ama güzel bi dizi, film izleyince de haz duyabiliyorum. 
2) takma adın var mı? varsa o adı neye göre seçtin ya da sana nasıl hitap edilmeye başlandı? yani hikayesi nedir?
pek çok lakabım var aslında, çoğu ismimden türetilmiş adım büşra olduğu için puşili, puş, bübü gibi annem tarafından ise muşmula, boncuk gibi. morumsubalon ise mor ve balonu çok sevdiğim için.
3) kitap okurken aynı zamanda şarkı dinleyenlerden misin? belirli kitaplarla özdeşleştirdiğin şarkılar var mı? varsa bunlar nelerdir?
illa müzik dinliycem diye yırtınmam ama genelde dinlerim. öyle bi özdeşleştirme yok hatrımda, duygusal bişi okuyosam duygusal bişi dinlemek isterim sadece.
4) seri kitapları mı daha çok seversin yoksa tek kitapta herşeyin olup bitmesinden hoşlananlardan mısın?
okuduğum bütün seri kitapları sevmişimdir ama yine de seri işini tutturmak zor o yüzden bi tane olsun canımı yesin.
5) hayatta en çok gerçek olmasını / senin olmasını istediğin şey nedir? 
çok var çok öncelikle milletin ağzı bi dursun diye bi iş (az süreli ) sonra bissürü seyahat, değişik yemekler, kitaplar, ayakkabı, çanta dememe gerek yok sanırım (:
6) e-book mu yoksa eski usul, ellerinde hissedebileceğin kitapları mı okumayı tercih edersin?
tez yazarken nerdeyse iki yılımı (aylaklıklarım pek çok tabi) bilgisayar ekranından kitap, makele okuyarak, çevirerek geçirdiğim için asla e-book, kitaplar sadece kokuları için bile baş tacı.
7) en sevdiğin şarkıcı / grup ve onun / onların en sevdiğin şarkısı nedir?
çok zor bi soru kimseye deli bağlı değilim ama yabancı denirse aklıma bigbang'den blue gelir. türklerden ise cem adrian'dan bana özel.
8) kendin hiç ayraç yaptın mı? yaptıysan eğer kendi yaptıklarını mı yoksa kitapların orjinal ayraçlarını mı tercih edersin?
şahsen çok yeteneksiz olduğum için yapmadım yapamam da, kitap alırken gönderilenleri kullanıyorum bi de kuzenimin hediyesi var onu kullanıyorum.
9) en sevdiğin, bir anlamda hayatını etkileyen ünlü bir alıntı / alıntılar var mıdır?
şahitlik ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed, o'nun kulu ve elçisidir.
10) en sevdiğin mevsim hangisidir?
ben sıcak severim ilkbahar ve yaz ama yazın da iş güç olduğu için kararsız kaldım bak şimdi. 
11) dürüstçe cevap vereceğini varsayarak soruyorum. elinde bir şeyleri değiştirecek güçte tek kullanımlık bir güç olduğunu düşünelim. bu kadar büyük bir şans avuçlarındayken bencillik edip kendi isteklerin doğrultusunda mı kullanırdın yoksa daha geniş düşünüp herkesin yararına olan bir değişiklik yapmak için kullanırdın? ve bu değişiklik (bencillik edip de yaptığın ya da herkesin yararına olan) ne olurdu?
büyük bi güç gerektirecek şahsi bi isteğim olmadığı için bencillik yapmazdım heralde, barış sağlayamıyosam, türkiyeyi bi şekilde maden, petrol, doğal gaz cenneti haline dönüştürürdüm hem ben zengin olurdum hem halkım, sağ olun beni sizler var ettiniz (:

ikinci kısım: hakkımdaki 11 gerçek
- balonlara aşığım
- aileme çok bağlıyım
- sadece tek bi dostum var
- resim yeteneği olanları acaip kıskanırım
- 15 yıldır kolumdan çıkarmadığım bi bilekliğim var
-çatlaklarım ve selülitlerim var
- yüzük sevdalısıyım
-teknolojiden anlamam
-hırka olsun benim olsun
- çekilmezimdir
-kardeşlerim her şeyim

gelelim yerli pollyanna'nın sorularına
- mutluluk sizce nedir?
mutluluk anlıktır, saniye içinde olur saniye içinde kaybolur, misal bir bebeğin gülümsemesi.
- sevdiğiniz bir insanı kaybettiniz onu tekrar kazanmak istiyorsunuz? ne yapardınız?
eğer kabahatliysem her şeyi yapardım, yalvarırdım ama değilsem kazığımı yer otururdum.
-hayatınızdaki olmazsa olmazlarınız nelerdir? kişi, eşya her şey olabilir...
ailem ve bilekliğim
.-zamanı geri sarma özelliğiniz var ilk olarak hangi yaşa ve hangi olaya geri dönmek isterdiniz? neden?
yaşı tam çıkaramam da üniyi okurkenki yılıma, önlisans kpss'na girip hem memur hem de üniversiteli olmak için.
-bonus kazandınız ve size zamanı ileri sarma özelliği de verildi..hangi yaşa yolculuk yapardınız, neyi merak edersiniz gelecekte?
yaşım zaten 30 oldu daha nereye gideyim, kısa bi anlık içinse şöle bi 60 ları görsem fena olmazdı bakalım neler var neler yok hayatımda.
-evleneceğiniz insanda arayacağınız özellikler arasında olmazsa olmazınız ne olurdu?
inançlı olması
-size sihirli bir değnek veriyorum.. ve ne istersen onu yapacaksın ama sadece bir kere kullanma hakkın var.
sanırım bu sorunun cevabı yukarda var, küçük bi dilekse bi dünya turu lütfen (:
-yolda gidiyorsun karşı cinsten biri laf attı. " hey yakışıklı" --- "güneş yeryüzüne inmiş, bu ne güzellik" dese ne tepki verirsin?
yavrum ben anan yaşındayım derim (:
-sana yapılacak en büyük işkence ne olur? bu soru sizi gıcık etmem için soruldu, haberiniz olsun :))
yani sevdiklerime zarar verilmesi, özgürlüğümün kısıtlanması karşımda balon patlatılması gibi.
 -size yapılan ya da sizin yaptığınız çok büyük bir şaka oldu mu? varsa paylaşır mısın, please? 
valla hatırlamıyorum, ben şakacıyımdır ama genelde insanları kandırırım ve ikna ederim sonra da la inandın mı der sinir ederim adamı.
-hayat kısa ve zaman çabuk geçiyor o zaman ......... yapalım? boşluğu doldur bakalım.
gezelim, görelim, okuyalım, dinleyelim, tadalım ve şükredelim.
of çok uzun oldu birisi okursa şayet gözlerine sağlık (: kopyaladığım çok belli oldu zannımca :p

5 Şubat 2013 Salı

sıra kimde (ben de bilmiyorum valla)

yazmayınca okuduklarım birikti epeycene, nedense yazamadım bi türlü. bi iki ay önce A101'de kitaplar sudan ucuzdu, türleri hep gerilim, polisiyeydi fakat ya bitmişti ya çeşit azdı ben de dört tane alabildim. işte onlardan biri george woods/ sıra kimde. ben kitap seçerken kesinlikle arkasını okurum, yazarlar ya da gazeteler ne yorum yapmış ya da nasıl bi alıntıya yer vermiş, asla içinden açıp okumam, mesela ablam içinden her hangi bi sayfayı okuyarak karar verir. her neyse, bu kitabında arka kapağında stephen king'in jüri üyesi olduğu bi ödülü kazanmış olduğu ve türünün en iyi korku ve fantazi öykülerini birleştirdiği yazıyodu ayrıca dünyada korku sevenler arasında hit olmuşmuş ben de bunu okuyunca hemen karar verdim pek tabi. gel gelelim ben değil korkmak, korkunun nasıl bi duygu olduğunu bile unuttum, hayır gerilmedim bile. ya arka kapak tamamen başka bi kitaba ait ya da içindekiler yanlış, gerçekten bi anlam veremedim. içinde on hikaye var neydiler nasıldılar derseniz inanın hatırlamıyorum bile. ben ata parası adlı hikayeyi sevdim, öbür taraftaki hayatla ilgiliydi. yazarın kitapla hiç bi ilgisini çözemedim, önce en azından hikayelerden birinin ona ait olduğunu sandım ama değildi belki bir araya getirendir ama öyle bişi de belirtilmemiş, garipsedim. işin doğrusu kısa hikayelerin olduğu kitapları da pek sevmem, bu da öyle çıkıp ta vaad ettiği hiçbişiyi göremeyince benim için vasat ötesi olarak kaldı bu kitap. kapağı gören de ohh kana doyacağım sanır püffff.

2 Şubat 2013 Cumartesi

aha da centilmenler


evet sonunda ben de şanslı insanlar kervanına katıldım. kore dizilerini sevip te izlemeyen kalmamıştır zannımca. aslında izleyeli bi ay oldu belki de, daha da önceden izleyecektim ama ablanın bilgisayarında olduğu için çok zor kısmet oldu izlemek. çok da bişi anlatmıycam, zira bi çok blogta bahsedildi ve ben bunları izleyemediğim için okuyamadım da. çünkü o kadar talihsiz bi insanım ki sadece bi yoruma baksam sonuyla alakalı bişi öğreniyorum, sürprizi kaçıveriyo. bu diziyi gönül rahatlığıyla, ayy, hii demeden içimde kelebekler uçmadan huzurlu bi şekilde izledim. hem yaş ortalaması yüksek olduğu için hiç vicdan azabı çekmedim, çoluk çocuğa sarkmadım (: sadece bi kaç bölüm dram unsuru taşıdığı için yüreğime taşlar oturmadı, her bölüm başındaki küçük anlarla gülerek başladım izlemeye sanırım bi bölüm hariç. dizinin en güzel yanlarından biri de karakter sayısının fazla olması ve her birine yeterince değinmesi. genelde diziler başroller ve ikinci kız, erkek arasında dönüp duruyo çoğu karakter silik olarak kalıyor. sevgili dizimiz çocukluktan beri arkadaş olan, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen dört tane birbirinden cici insanın hayatını, aşklarını, dostluklarını kısaca her şeylerini anlatıyo. en sevdiğim bölümlerden biri de seo yi'nin sapşal halleri. ben zaten kızların mimiklerine hastayım. başrollerimizin tanışma hikayesi, yoon'un imkansız aşkı, colin'in sevimli halleri, ım tae san'ın maço halleri ve küfürleri, rok'un yapamadığı çapkınlıkları hepsi ayrı ayrı güzeldi. son bölümlerde biraz kassalar da izlemesi oldukça zevkliydi. izlediğim diğer dizilerden çok kolay bi şekilde sıyrılmayı başardı, kesinlikle farklı bi yapımdı ve çok sevdim. eğer izlemeyen kaldıysa kesinlikle izlesin derim.
edit: görseller yeppudaa'dan.