22 Ocak 2013 Salı

bi dizi bi kitap

öncelikle kitapla başlayalım zira anlatcak pek bişi yok. uzun zamandır okumakta olduğum nerdeyse beş on sayfa okuyarak tamamladığım kitap rıfat ılgaz'ın karartma geceleri oldu. bu kitabın filmi de yapılmış. kitapta bi öğretmen olan mustafa yazdığı şiirler nedeniyle başını derde sokuyo, o zamanlar deli zamanlar ve aranmaya başlıyor işte kitapta mustafanın kaçış öyküsünü izliyoruz. bi gün bi arkadaşına bi gün bi kahveye giderek kaçıyo adalete güven duymadığı için de hiç teslim olmaya yanaşmıyo fakat her zaman cebinde o gün teslim olacağına dair bi not taşıyo ki yakalanırsa bakın ben zaten teslim olcaktım diyebilsin. bu süreçte kendine evini açan, açmayan dostlarından, yapılan muhabbetlerden bahsediliyo. eninde sonunda yakalanıyor ve bitiyor kitap. hep aynı muhabbet içinde döndüğünden severek okumadım o yüzden de aylarca elimde kaldı.
gelelim altı sezon boyunca takip ettiğim bitince içimden bi ayy dedirten dizi gossip girl'e. valla finali izlemeyenler varsa okumasınlar bi zahmet. baştan beri severek izledim ben bu diziyi, gençleri sevdim, kıyafetlere bayıldım, lüks hayata of be dedim. ben ne serenacı oldum ne blairci, ikisini de sevdim. blair'in süper ötesi zekasına hayran kalırken, giydikleriyle de beni masaldaymışım gibi hissettirdi tabi entrikaları da hiç yabana atılır gibi değildi. serenaya çoğu çoğu acıdım zavallı kızımız hep bi yanlışlar hep bi arayışlar içinde oldu. dan'in öle ezik değilim ben bi kişiliğim var havaları bende hiç tesirli olmadı, büyük aşkını hiçe sayıp en yakın ve kendine çok uzak blair'e aşık olması ise en büyük saçmalıktı bence. nate de sağlam adam, arkadaş imajı çizdi bize. lily ve rufus'u da anmadan geçemiycem. lily zaten tee hayat ağacından aşık olduğum sam, ne severdik o diziyi be. rufus ta kendini hiç bozmayan adam gerçi son bölümlerde kendi dışına bi çıktı ama toparladı kendini sağ olsun. bi de dorota var, ay en tatlı yardımcı o, onsuz blair olmazdı kesinlikle. ama chuck benim adamım işte, en iyi kötü adam çok sevdim onu. tabi ki favori çiftim de blair ve chuck oldu, onların mümkün ama imkansız aşkları beni benden aldı, aralarındaki tutku lan ne biçim bişi bu dedirtti bana 
aha da gerçek aşk bu dedirtti. ilk sezonda ve genelde her ne kadar başrol serena gibi görünse de bence kesinlikle blair oldu. dizideki karakterler o kadar etkiledi ki gerçekte de ikon oldular. çoğu tanınmayan, tecrübesiz gençlerdi ama nerden nereye geldiler, evet çok yanlışları olsa da kesinlikle başarılıydı, sonuçta o hayatı anlatıyodu bize o yaşta o imkanlara sahip gençleri, tabi ki sapıtacaklar yollarını şaşıracaklardı, onlara normal yani bize anormal gelen olaylar, haliyle takılmadım, tabi zaman zaman oha artık dedim ama yine de zevkle izledim. final bölümüne kadar lan nası toparlıycaklar dedim bi bölümde nası bitircekler ama yaptılar, fena da olmadı her bişiyi tamamladılar en azından. hep merak edilen dedikoducu kız kim ki sorusu ise benim açımdan memnuniyetle sonuçlanmadı, ı ıhh olmadı dedirtti, bunun yanında büyük aşıklar mutlu oldu, işler güçler oturdu, düşmanlar yok oldu felan, mutlu sonları sevmeyen var mı ben de sevdim, mutlu mutlu vedalaştım onlarla.
alıntı: http://www.bolumrehberi.com/Gossip-Girl.asp,  http://portable.tv.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder