11 Aralık 2012 Salı

anime aşkı

nice zamandır izlediklerimden hiç bahsetmemişim. uzunca bir süreden beri kore dizisi ya da filmi izliyemiyorum. sıkıldım mı ne oldu bilemiyorum, ama içimden gelmiyo sanırım bi ara verdim. izlemek istediğim o kadar çok dizi var ki, onları bu isteksizlikle heba etmek istemiyorum. peki ben hiç boş dururmuyum durmam pek tabi. zaten çocukluğumdan beri aşık olduğum animelere geri dönüş yaptım. animeler bizim kuşak için hiç te uzak değil. zira çocukluğumuz hatta gençliğe geçiş dönemimiz şeker kız candy, oscar, tsubasa, ay savaşçısını izleyerek geçti. okuldan eve koşarak gelirdim şeker kız candy'ye yetişmek için, hafta sonları erkenden uyanırdım. ne güzel zamanlardı, ne mutlu olurdum o kısacık 20 dakikalarda. animeler haricinde animasyon izlemeyi de çok severim zaten, her türlü çizgi filmi de severim, şu vurdulu kırdılılar hariç zaten doğru dürüst bişi kalmadı şimdilerde. öncelikle harika bi usta olan hayao miyazaki'nin bulabildiğim filmlerini indirmekle başladım işe, bazılarını izlemiştim tekrar izledim ya da izliycem. daha önceden izleyip te hayran kaldığım animler var o yüzden bu hayranlığa geri dönmekle çok iyi yaptım. anime diziler de izledim onlar başka yazıya kalsın.
 
ilk önce my neighbour totoro'yu izledim. sanırım bi anime klasiği desem yanlış olmaz. birbirinden tatlı iki kız çocuğu ve hayal dünyaları. yeni bir eve taşınan satsuki ve mei'nin (isimlere baktım) maceralarını ve hayatlarına totoro'nun girmesini anlatıyo film. uzunca anlatcak bişi yok, kız çocuklarına, babalarına ve totoro'ya bayıldım bi de kedi otobüsüne (: sevdim çok.


ikinci filmim ise howl's moving castle (yürüyen şato), sophie ile çok çok yakışıklı olan howl'un hikayesi. sophie kendi halince orta karar bi kızken nedendir bilmem bi cadı tarafından lanetleniyo ve yaşlı bi teyze oluveriyo. bu büyüyü bozmak, eski haline geri dönmek için bu işin peşine düşüyo ve yolu onu howl'un evine getiriyo böylece masal başlıyo, film boyunca devam eden maceralar ve bi savaş var, howl ve sophie 'nin bu süreçlerini ve aşklarını anlatıyo işte film. bunu da tabi ki sevdim.
 
gelelim sririted away'e (ruhların kaçışı) bu animeyi daha önce izlemiştim, başlayınca farkettim ama tekrardan izledim. bu filmde de yeni bir eve taşınan ve kendini hayaletlerin dünyasında bulan chihiro'nun hikayesi. chihiro, anne ve babasını kurtarmak ve kaybolduğu bu dünyadan çıkmak için bir işe girip çalışmaya başlıyo, sonra haku ile tanışıyo felan fişman işte. cadılar, ruhlar, domuzlar olaylar olaylar. sevdim gibi gibi.
 
en sona da prenses mononoke'yi sakladım. animenin adı niye mononoke bilemedim çünkü resmen başrol ashitaka. bi gün ashitaka'nın köyüne bi şeytan domuz dadanır, çocukcağız onunla savaşırken buna da şeytanlık bulaşıyo, içinden şeytanı çıkarmak için dağ bayır geziyo ve sonunda bi köye yolu düşüyo, orda da türlü türlü olaylar, mononokeyle ormanın ruhunu korumaya çalışıyolar bunun için insanlarla savaşlar bıdı bıdı. çok sevdiğim söylenemez. işte böyle.
not: afişler sarangni'den.
edit: miyazaki'nin diğer animelerine felan bakarken gördüm ki, meğer kendisi bütün filmlerine illa bi "no" kullanmış. prenses mononoke filminin adı da önce dediğim gibi ashitaka imiş fakat bir arkadaşı no'nun olduğu isimlerin daha dikkat çekici olduğunu söyleyince filmin adı değişmiş, başka bişi merak etsem demek onu da öğrencektim (:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder