25 Kasım 2012 Pazar

bugün günlerden sınav

bugün sabahın körü uyanıp, hiç de alakam olmayan bi sınav için trabzona gittik. gittik diyorum çünkü abla, kardeş ve kardeşin sevgilisi de benleydi ve babadan  da arabayı almıştık (: gerçi ben giderken öyle gerildim ki, zaten faruk sürünce tedirgin oluyorum ki kim sürse yine olurum, üç büyük kaza geçirmişliğim var o sebepten ötürü. ay neyse bi araba yanlış solladı düştü bizim önümüze faruk ta bastı kornaya, beyfendi bundan sinirlendi üzerimize kırdı, faruk bunu solladı sen mi sollarsın bu da bizi, allah işin içine yarış girdi başladım korkmaya en sonunda faruk deli gibi hız yaptı ama ben uyuştum baştan aşa, epeyce arkada bıraktık sen yine gel geç bizi neyseki faruk düşmedi bu sefer peşine, yahu hem kabahatli hem de üste çıkcak, töbe töbe, neyseki ucuz atlattık, böle tipler adamın başına her türlü belayı getirirler. sınava girceğim okul tarihi bi lise böle yeri de karışık kuruşuk bi yer, tek bulduk doğru yolu tek sınav binasına gittik canımız çıktı. sınava gelecek olursam genel yeteneği yaptım geldik genel kültüre bütün sınavlarda ne olur güncel sorular işte tarih, coğrafya felan bunda ise paso bankacılık terimleri, bankalarla alakalı sorular tabi ki yapamadım alan bilgisini de bi güzel salladım. kısaca boş yere para boş yere eziyet çekmiş oldum (: zaten sınava da sırf çevremdekiler sussun diye girdim aaa neden girmedin demesinler diye, üzerimde çok mahalle baskısı var yaaaa.tabi sınavdan erkenden çıktım öle direk foruma(avm) gittik yedik içtik, mağazaları gezdik sonra başka bi avm 'ye gittik orda öle iki turladık sonra çay keyfi yaptık 6 çaya 20 lira verdim bi rizeli olarak bana çok koydu bu dururm (: bi çanta bi cüzdan ve  bissürü yüzük aldım. yüzük hastalığım vardır, her zaman çantamda bi yüzük cüzdanı taşırım çoğu içindedir belki evden unuturum takmayı felan aman neme lazım (: fakat eve geldiğimde yüzüklerden biri hatta en güzelinin aşırı bol olduğunu gördüm ki denemiştim. dedim arkasını kırıp ezelim az daralsın epeycene de kalın bi yüzük, babam uğraştı ve sonunda kırdı yüzüğümü yüzünde muzip bi ifadeyle. annem yapma, uğraşma, salla gitsin diyip durmuştu kırılnca çok hoşuna gitti öyle güldü ki ağladı, ben de mızmızlanıp durdum sürekli. bugün kötü bi görümce olaraktan kardeşin sevgilisini sıkıştırıp durdum, o da yazık çekti beni, zamanında istemesek te yavaştan ısınıyoruz hadi hayırlısı.

21 Kasım 2012 Çarşamba

gecenin balonu



  
alıntı: www.resimge.com



18 Kasım 2012 Pazar

filmler felan

 
daha önce son zamanlarda izlediğim kore filmlerinden bahsetmiştim şimdi de diğer filmlerden bahsedem azcık. izlediğim bütün filmleri anlatcak değilim tabe, farklı olanları ya da beğendiklerimi anlatıyım çok uzuyo yazı diğer türlü. genellikle köyde izledik bu filmleri, bi de ses sistemi almış kardeş (sölemişmiydim bilmiyorum) filmlerin görüntüleri de iyi olunca izlemek daha da keyifli oluyo, zaten kalabalık izlemek yalnız izlemekten çok daha iyi zira ben yorum yapmayı sürekli bişiler demeyi severim çoğusu uyuz olur belki de çok da değil yani işin bokunu çıkarmıyorum. ilk film the raven (kuzgun), kuzgun john cusack'ın filmi. sitelerden de fena bi not almamış, abla kişisi indirmişti filmi fakat ilaç içtiği için izlerken uyuya kaldı o, farukla ben beraber izledik ama ona küs olduğum için hiç yorum yapmadan put gibi izledim filmi haliyle daha önceki zevki alamadım, çünkü faruk da bayılır sürekli konuşmaya, sorular sormaya, yorum yapmaya o biraz bunaltır gibi hele de dizi izlerken, filmde çok sıkmıyo yalan yok. neyse filmin konusu ilginçti hafif gerilim hafif korku vardı ha tabi ki ben korkmadım ve gerilmedim (: başroldeki amca yazar ve birisi tam da adamın yazdığı gibi cinayetler işlemeye başlıyo, işte kim bu adam sıradaki cinayet ne olacak bunun araştırılması süreci, işin içinde aşk da var tabi, öle bi filmdi ayrıca başından sonu da belliydi hikaye gerçek bi olaya dayanabilir başında sanki bilgi veriliyodu. benim düşünceme gelecek olursam görüntüler güzeldi, senaryo da farklıydı, oyunculuklar da başarılıydı ben beğendim filmi.

köyde izlediğim diğer bir film maymunlar cehennemi: başlangıç. doğal hayatlarında bi türlü rahat bırakılmayan maymunlar yakalanıp denek olarak kullanılmaya başlıyolar, bir alzaymır (okunduğu gibi) ilacı oluşturmaya, geliştirmeye çalışıyolar ve bunun etkilerini maymunlar üzerinde test ediyolar, bu ilacın etkisi akıl oluyo yani hayvanlar gittikçe akıllanıyolar ama proje iptal ediliyo bu yüzden bir bilim adamı (ki maymundan sonraki başrol) bebek bi maymunu evlat ediniyo (: bu bebek maymun zaman içinde büyüyo ve gittikçe akıllanarak resmen evin bi bireyi haline geliyo gel zaman git zaman bi yaramazlık yapıyo ve hayvan hapishanesine gönderiliyo, olay bundan sonra başlıyo, özgürlüğe alışık olan ve nerdeyse bi insan gibi yaşayan ceaser'ın (maymun) ordaki çektiği zorlukları, alışmasını ve ordan kurtulmak için iyice artan zekasını nasıl kullandığını anlatıyo film. bu filmin de puanları hiç fena değil, tam bi aksiyon filmi hem sürükleyici hem heycanlı yer yer de dramatik oldukça beğendim bu filmi. sıradan tipik bi film değil en azından görülmeye değer.

sıradaki film ise bir bilim kurgu olan prometheus. şahsen ben bilim kurgu tarzı filmleri pek sevmem, bunu da kardeşcağız indirmişti ben köyde hazıra konduğum için filmler hakkında önceden pek bi fikrim olmuyo seçme ızdırabından kurtulmak için de ne açarlarsa izliyorum, çünkü hepimiz çok kararsızız bi filmi açmak bi film süresini buluyo nerdeyse. filme gelecek olursam bir avuç zeki insan dünya dışına çıkıp farklı bi gezegene gidiyolar insan ırkının atalarını bulmak için, ya da uzaylıların atalarını artık her neyse burda başlarına gelen olayları anlatıyo işte saçma saçma şeyler yaşanıyo oha yok artık diyosun işte bilim kurgu ya ondan (: değişik bi filmdi alanında iyi bile olabilir ama ben pek hoşlaşmadım.

son olarak bahsedeceğim film ise ayı teddy. ablam bize geldiğinde ne izlesek ne izlesek diye bakınırken sırf  yorumlarında bel altı diye bi uyarı olduğu için izlemeye karar verdik, baktık hem bel altı hem komedi bu tam bizlik bişidir heralde dedik. şahsen ben argoyu severim hele ki başrolde bi oyuncak ayı olunca onun dilinden küfürler daha da komik oldu. masum ve yalnız olan bebemiz her zaman yanında olan oyuncak ayısnın konuşmasını diler ve dileği gerçek olur sadece konuşmakla kalmaz bildiğin insan gibi yaşayabilecek duruma gelir ve bu durum genelde filmlerde gizli tutulur ama burda tüm halkın bildiği ve zamanla normal karşıladığı bi durum haline gelir. zamanla bebemiz büyür ve hala oyuncak ayısıyladır. onların arkadaşlıkları, yaşadıkları, ilişkileri felan anlatılıyo filmde. biz ablamla çok güldük ve eğlendik bi oyuncak ayının konuşması, küfürler savurması, içki içip dans etmesi hele de seks hayatının olması başlı başına saçma ama çok çok komik, kesinlikle beğendim. bir film yazısını da burda sonlandırıyorum efenim.
afişler sırasıyla; www.sinemakulubu.com, www.vizyonfilmizle.org, en.wikipedia.org, otukenim.com.

12 Kasım 2012 Pazartesi

son bikaç gün

bugünlerde hava hep yağmurlu hep sıkıntılı, insan yalnız olunca sıkılması mesele olmuyo ama üç gündür ablam bizdeydi yani benim sıkılmamın yanında o da sıkılınca kendimi sorumlu felan hissediyorum, sanki hep eğlenmeli neşeli olmalıyız, tam bizlik hiç alakamız yok (: daha önceden de bahsetmiştim esralar geldi, bi günde bebişi alıp bize geldi haliyle ablam da geldi, o günden bugüne bizdeydi, bugün arkadaşlarıyla buluşmak için çıktı ordan da köye. ahmet berayla daha çok vakit geçirebildik, kendi halinde sürekli konuşan bi bebek ama hep yerde olup öteye beriye sürünmek istiyo, ee hassas bi bebek olduğu için korkuyoruz başını vurcak diye daha çok dikkat ediyoruz hep bi atak halindeyiz, ameliyatlı olmasaydı bence çok rahat bi bebek olurdu sal gitsin kendi kendine gezsin. teyzelerini de sevdi bence hiç yabancılık etmedi bize, gel gellerimize hep geldi, çok da tatlı tam bi tosuncuk çok ağır olduğu için kucakta olamadı pek zaten sevmiyo kendisi (: ne büyük sıkıntılar yaşadılar ama geçti inşallah, şimdi anılarda kaldı sürekli şükretme sebebi oldu. her şeyde bi hayır vardır boşa denmiyo, her olayın ardında bişi gizli belki kıymet bilelim diye böle oldu kim bilebilir ki. ahmet bera teyzesine gelir de hiç balonsuz olur mu hemen teyzesi balon şişirdi ona gerçi ben hiç sevmem (hem korkarım hem de ağızda bıraktığı tat kötü) balonuyla oynadı durdu, patlatmaya çok çalıştı ama şükür ki başaramadı gidince de hemen astım bi bebeğin koluna, yerini aldı odamda, bakalım kaç gün eşlik edecek bana. insan zaman geçirdikçe anlıyo ne kadar özlediğini neler kaçırdığını evet çok özlemişim esramı, o küçük kadın kocaman bi hayat kurdu kendine hala benim algılayamadığım. ilk günü beraber geçirdik, ertesi gün ablayla çarşıya gittik yürüyerek çünkü amacımız halk eğitime gidip kurslar hakkında bilgi almaktı, gittik te ama malesef avucumuzu yaladık, bütün kurslar başlamış ve ancak yaza başlarmış bi daha. bu fırsatı da tembel olduğum için kaçırdım bi türlü gidemedim hep daha sonra dedim dedim  ekimde başlamış bile kurslar, çok üzüldüm buna. yazın zaten çalışıyoruz hiç bişi edemiyoruz kışın da evde kaldık, bi değişik ortam olasılığını yitirmiş olduk. bi istanbul değil ki burası bin türlü seçenek olsun az bişi var onları da biz değerlendiremiyoruz, hiç bi sosyal aktivite yok öle malak gibiyiz maşallah. neyse yeterince küfrettim kendime zaten. dün ise acaip sıkıcı, deli bi gündü akşamı zor ettik, hava nerdeyse karanlıktı tüm gün sisli, yağmurlu, pis. akşam annemin amcasının annesini ziyaret için hala kızının evine gittik, emre ve burak ta evdeydi orda da basık bi hava vardı herkes ofluyo pufluyo ayy saat daha kaç felan diyo, aklımıza birden başka bi kuzen geldi, yeni eve taşınmıştı ve biz hiç gitmemiştik. kuzenler, yenge,abla ve ben oraya gittik. kendisi bekar bi öğretmen (türkçe öğretmeni kitapları görünce çok heycanlandım ama o anda kitap vermediğinden dem vuruyodu ve ben de istemedim ama okumak istediğim en az on kitap gözüme çarptı bile) yalnız yaşıyo az da deli az da hasta orda dedik güldük en azından günü kurtarmış olduk. tabi ki geceleri hep film izledik ablayla çay keyifleri, kahve keyifleri eşliğinde onları da ekleriz bi ara. bugün temizliğe yardım ettikten sonra gitti ablacık keşke okusa da onu pek çok sevdiğimi bilse (: okuduğum kitaba gelecek olursam çok hızlı ilerledim ablam gelince elime alamadım pek o yüzden rötarlı bitirdim. hep kaçındığım bi kadın yazar olan danielle steel'in acı yıllarını bitirdim. bunun gibi bi iki yazar daha var kaçındığım çünkü kendileri pek güzel ağlatıyolar arkadaş. ne kadar ağladığımı anlatamam hatta bazı kısımlarını resmen hıçkıra hıçkıra okudum, o anda biri görse ne düşünür bilmiyorum. kitap adı üzerinde üst üste acı olaylar anlatıp duruyo, bi adamın hayatına giren bütün mutlulukları ve bütün acıları öyle bi anlatıyo ki ta içinde hissediyosun, sanki çok yakınının başına bu olaylar gelmiş gibi içleniyosun. bernie öyle iyi bi adam ki dünyada yoktur bölesi dedirtiyo insana, kitap bernie'nin hayatını anlatıyo bi nevi, onun işi, onun aşkları, onun ailesi, onun çocukları, onun mutluluğu ve onun acıları. aşklarından daha çok çocuklarına olan aşkını sevdim ben, yazar öyle güzel hissettiriyo ki duyguyu hemen çocuk yapası geliyo insanın ama malesef bizim halihazırda kocamız yok (: kitap hüzünlendirdiği gibi her zaman bi umut olduğunu da insana aşılıyo ayrıca oldukça sürükleyiciydi, benim alışık olduğum bi tarz olmadığı halde oldukça beğendim çok çok hatta. öpcük.

7 Kasım 2012 Çarşamba

filmler felan

son zamanlarda izlediğim filmlerden bahsedeyim azcık (neden ben de bilmiyorum). çoğunlukla kore ağırlıklı filmler izledim, basite kaçıp yepuudaa'yı açıp ordan online izliyorum ya da indirip izliyorum, diğer sinema sitelerini araştırıp, film seçmeye üşeniyorum nedense. o işi kardeşler benim yerime yaptığı için amerikan ya da diğer türde filmleri beraber köyde izliyoruz. daha önceden de bahsetmiştim belki songül'de spor yaparken sıkılmamak için online film izledim onlardan biri hello ghost. bu filmde hayatından bezmiş olan karakterimiz sürekli ölmeyi isteyip bir türlü başaramaz, o yüzden ya da hayata bağlanması için başına bir takım hayaletler dadanır. hayaletlerden kurtulmak için de onların son isteklerini ya da içlerinde kalan şeyleri yerine getirmesi gerekmektedir. bu yolda uğraşırken de birisiyle tanışır felan hayata bağlanmaya başlar artık nedenleri vardır, filmin sonunda da bi sürpriz var gerçekten aaa dedirten beklenmedik bişi onu söylemiycem tabi ki (: ortalama düzeyde beğendiğim bi film oldu kendisi. 

 

spor yaparken izlediğim diğer bir film de runway cop. açıkçası alt yazısı çok küçük olduğu için aynı zamanda spor da yaptığım için çoğu yazıyı yarım yamalak okudum (: fakat bi komedi filmi olduğu için yormayan keyifli bi film, yer yer de güldürdü beni ( ben zor gülerim) burda da deli manyak bi polis başrolde, ay nasıl pis nasıl öğk bi adam gerçek olamaz yani iyice abartmışlar. olay, uyuşturucu işinde olanları yakalamak, bunun içinde bi mankenin yakından takip edilmesi gerekiyo, bu yüzden mankenlerin arasına sokulacak yani manken olacak bi polis lazım ama bizimkinde o tipten eser yok tabi, ama sonunda buna mecbur kalıyolar ve deli bi çalışmayla o herif epeycene yakışıklı bi mankene dönüşüveriyo bu çalışma da ona bi tasarımcı kızımız yardım ediyo zira onun defilesinde podyuma çıkacak ve kızla lise arkadaşı çıkıyolar felan bir takım duygusallıklar böyle gidiyo film, tipik bi komedi fena değildi.

 
 
ne zamandır izlemek istediğim filmlerden biri de rabbit and lizard'dı. öncelikle adı dikkatimi çekmişti, sonra da afişi meraklandırmıştı beni, hoş bi kız ve hoş bi erkek masıl meraklanmıyım yani (: kızımız yurt dışına evlatlık verilmiş işte koreye ailesini aramaya geliyo ama ailesini aramasının nedeni sırtında olan yara izinin sebebini öğrenmek, yakışıklı abimiz de kendi halinde değişik biri kafasına estimi kalbi duruyo ölümünü bekliyo gibi bi şekilde bu ikilinin yolu kesişiyo, sonra beraber arayışlarına devam ediyolar ve ilginç bi sonla film tamamlanıyo, bu filmde oyunculukları beğendim zaten ikisi de güzeldi uyumları da güzeldi, ama öle aşk filmi de değildi, beğendim gibi ben.
 
tekrar spor yaparken izlediğim bir diğer film de papa. spor yaparken genellikle komedi filmleri tercih ediyorum hani filme adapte olmak zor olmasın diye bi de duygusal şeyleri de öle harcayamam, gece huzurlu bi şekilde izleyip dilediğim gibi zırlayabilmeliyimdir. papa yani baba dediğim gibi komedi filmi ama içinde duygusallık da barındıran bi cins. başroldeki amcamız şarkıcı yapmaya çalıştığı birinin peşinden yurtdışına gidiyo neresi olduğunu unuttum şimdi belki amerikadır her neyse orda kalabilmek için bi hatunla sahte evlilik yapıyo ama evlendikleri gün kadın ölüyo ve kadının bissürü bir birinden farklı çocukları- beyaz, zenci, çekik- adamın başına kalıyo, ee ülkede kalmak için de evliliğin gerçek olduğuna görevlileri ikna etmek için çocuklarla beraber yaşamaya başlıyo felan aralarında bi bağ kuruluyo, sonra büyük kızın sesi güzel onu şarkıcı yapmaya çalışıyo bu olaylar arasında geçen bi film yer yer duygulandırıyo yer yer de eğlendiriyo öle komik bi film değildi bence, ortalama düzeyde bi film olarak kaldı benim için.

hep aklıma takılan, izleyip izlemediğimi bi türlü hatırlayamadığım ama izlediğimi sandığım bir filmdi oldboy. aklımda öyle kalmış çok önceden yani kore aşkım olmadan önce izledim diye biliyodum ama izleyince daha önce izlemediğimi farkettim ya da çok iyi unutmuşum. amcayı zaten ı saw the devil de bayılaraktan izlemiştim sanırım oyunculuğunun süper ötesi olduğunu söylemek bana düşmez. oldboy  gerçekten çok özgün bi senaryoya sahip, insanın aklına gelemiycek bi olay örgüsü var içinde. çoğu kesimin izlemekte zorlanacağı bi film hem seks sahneleri hem işkence sahneleri felan ama ben gayet de rahat izledim, sadece bazı işkence sahnelerinde ayy olmadım değil. içinde ne yok ki filmin ensest ilişkiler, işkence, seks, intikam, nefret, güç,aşk acaip bi filmdi ve ben çok beğendim hakkındaki yorumları okuyunca da üzüldüm doğrusu insanlar gerçek gibi değerlendiriyo bazen filmleri aman ne ayıp, öle şey mi olur, ne saçma gibi tabi daha ağır kelimeler kullanıyolar,bu bi film neticede adam öle düşünmüş yazmış öle görmüş çekmiş ha illa beğenmiycek tabi de direk içindeki konuyla ilgili olarak bi film kötü ya da iyi olmaz kanımca. neyse adamı alıyolar ve 15 yıl bi odaya tıkıyolar düşünüyorum da insan resmen delirir amcamız da azcık deliriyo ama tabi işin peşine düşüyo daha da kötüsü serbest bırakılmasının hapis edilmesinden daha da kötü bi sebebi vardır neyse bunun peşine düşüyo bi nevi tuzağa düşüyo bu kadar anlatıyım (: 

 
özenle seçerekten izlediğim başka bi filmde antique. tabi ki özenle seçmemin nedeni içinde bissürü hoş adamı barındırması (: bi de filmdeki pasta pustalar bonus oldu. ama nasıl yakışıklılar nasıl tatlılar lan adaletin bu mu dünya dedirtti bana, biz sap sap yaşarken dünyada böle insanlar offf offf. neyse filme gelicek olursak bir numaralı beyimizin butik bi pasta evi diycem ben kurmasıyla başlıyo film. çalıştırmak için bi usta buluyo ki usta da ne usta daha önce mary me ve coffee prince'de izleyip te aşık olduğum adam kim jae wook, bi adam bu kadar çekici nası olur yaaa haksızlık (burda derin bi iç çekilir) efenim bu ustamız azıcık ucundan gaydir ve esas adamlan da geçmişte bi bağı vardır, işte diğer elemanlar da işin içine girer öyle böyle günler geçer arada bi takım olaylar ama senaryonun en güzel tarafı pasta evinin kurulma nedeni bence gelişen olaylar da bununla ilgili çünkü. bu filmle alakalı yorumlara bakınca yine insanların kaldıramadıği bi film olduğunu gördüm çünkü içinde homoseksüel ilişkiler mevcut, bu görüntülerden rahatsız olmuşlar ben hiç olmadım. evet inancıma göre de yanlış bana göre de öyle ama böyle bişi var istesek te istemesek te normal karşılamak gerektiğini düşünüyorum ben saygı gösterebiliyorum bu durumlara ha hiç karşılaştım mı hayır belki o zaman tepkim farklı olur ama sanmıyorum. ben biraz banane ne bok yerlerse yesinler havasında bi insanım ve bana karşı da insanların böle olmasını isterim ana oluyo mu hayırrrr. ay nerden nereye filmi beğendim bağlantılar hoşuma gitti adamları demiyorum bile (:


epeyi zamandır merek ettiğim bir diğer film de arang'tı. bi yerlerde rastlamışımdır, karşıma çıkmıştır. indirip izledim ben de. öncelikle filmde lee dong wook beyin oynadığını bilmiyodum ya da yine unutmuştum. film korku filmi gibi bişiydi tabi ki hiç korkmadım (: yani filmde biraz halka havası vardı fakat olayı farklı şekilde en azından daha gerçekçi şekilde bağlamışlar, bayanın oyunculuğunu pek beğenmedim, yani pek anlatabilceğim bişi yok. fantastik olaylar sanılıyo başta ama sonucu bi intikam işi çıkıyo, hak edenler hak ettiklerini buluyo bi nevi, işte meydana gelen bu acaipliklerin peşinde olan iki polis var ayrıca bu acaipliklerin de içindeler öle bi film işte çok beğendiğimi söyliyemiycem sadece bi ters köşe olayı var orası güzel, on üzerinden altı veririm gibi. diğer filmler başka bi yazıya kalsın hem yoruldum hem çok uzun oldu. ayrıca bu akşam esra,kocası ve bebeği kısa bi süreliğine bana uğradı. bebekle uğraşmaktan pek bişi anlamadım, tombik kocaman bi bebek, ben çok zor kaldırdım o derece. seviyorum onları ya.
not: afişler yeppudaa'dan.

4 Kasım 2012 Pazar

gecenin balonu

alıntı: sweet-reality-xo/deviantart

1 Kasım 2012 Perşembe

bayram ve sonrası

günler oldu yazmayalı, hem yazasım olmadı hem de köyde olduğum için zannımca. bayram olduğu için köye geldim, havalar başta çok güzel olmakla beraber son bi kaç gündür bozdu zaten evden de çıkmıyorum bu nedenle, evet yürüyüşlerim aksıycak korkusu gerçek oldu, çünkü bi kere yürüyüş yapmayı denedim yol bozuk olduğu için ayağımı bi kaç kez burktum ki ben çok kolay başarırım bunu hatta küçükken hep ortopedik ayakkabılar giymişimdir (çirkinler arkadaş) bu yüzden bi on gündür yürüyüş yapmıyorum, aslında burda bi akrabada sabit bisiklet var alcaktım ama hep istemeyi unuttum ya da çekindim gerçi onlar kullanmıyolar da çekindim gibi, bi daha gelişimde kesin alcam söz kendime, olmuyo böle ama yemeğe dikkat ediyorum gerçi yine kaçamaklarım oluyo ama elimden geldiğince dikkat ediyorum özellikle ekmek ve hamur işlerine ve gece abur cubur yemeye hayır diyorum tabi ağlayaraktan :( çoğunlukla bayramlar sevilir ama ben pek sevmem, erken kalkmak, kalabalık, ziyaretler açıkcası bana çok iç açıcı gelmez hele de kurban bayramı, kan bi yandan, kirli, yağlı bulaşıklar bi yandan, kurbanı burda kestik haliyle fabrika olduğu için alanı da oldukça geniş tam bayrama uygun bi yer, ananem, üç yenge ve bi dayı bi de çocuklar vardı haliyle biz bize rahat bi bayram oldu. sonraki günlerde ziyaretleri yaptık öle sıradan, tipik bi bayram geçirdik ayy sıkıldım tıpkı bayramda da sıkıldığım gibi (: köyde bizimkilerle hayat güzel gidiyo boş boş vakit geçiriyoruz, haytayla oynuyoz, dosta bağırıyoruz, dost korkunç bi köpek ilk geldiğimde beni yiycekti tanımadığı için ama şimdi alıştı bana artık bağırmıyo ama yine de yanına gitmedim, gitmem de. ama hayta ayyy hele de yıkanınca bildiğin top oluyo çok ağzına düşkün minicik bişi hiç mi doymaz elini versin kolunu kaptırabileceğin bi cins kendisi, fotosunu koymam lazım da bulmak lazım. bi kaç gün sonra esralar gelicek istanbuldan hem de arabayla rahat rahat takılcaz, çok özledim hepsini, ben de bi iki güne çarşıdaki eve gidicem ordaki düzenime devam, durmak yok yola devam (:
 not: fotolar güzel değil çünkü rahat durmuyo kendisi.