22 Ekim 2012 Pazartesi

bıdı bıdı

havalar güzel gitse de akşamları iyice serin olmaya başladı. hele de benim gibi donan bi genç için, misal şu anda elektrikli sobam açık ki o benim biricik sevgilim olur, ayaklarım da genelde olduğu gibi bumbuz onları ısıtmakla meşgulüm. nasıl bu kadar üşümeyi başarıyorum bilemem, herkes her zaman dalga geçer benimle çok severim sıcağı hele de köydeki soba keyfi benim için en mutlu anlardan biridir. neyse az kaldı o zamanlara. bu akşam annemlerle tivi keyfi yaptım, bu özel bi durum çünkü odamda tivi ve bilgisayar olduğu için akşamları odama kapanırım, yatağımda yatıp tivi keyfi yaparım pek de severim, fakat binanın çatısını yeniledikleri için babam ordan çanak anteni aldı haliyle evde tek bi hat kaldı o da oturma odasında ben tivisiz kaldım, üstelik te yasaklamışlar çanak anten olayını, halla halla benim belki bi kaç tivim var misal bizde üç tane var, ya bana o imkanı sağlıycan ya da karışamıycan balkonuma felan yani tivisiz kalabilirim diycem ama babam sallamaz onları :p ben alışmışım çünkü küçüklükten beri ayrı televizyonum var babamla zaten tivi izlenmez zap zap nerde bi belgesel var onu izler, aslanlarla yılanlarla büyüdüm ben (: şimdi büyüdük gerçi kumandayı bana veriyo garibim (: işte tivisiz kalınca tıpış tıpış bizimkilerin yanına gittim ha bişi izliyceğimden değil de bilgisayar başında fazla kalamıyorum dizi felan da illa gece izliycem öle tuhaf huylarım vardır. onlarla ne kadar az vakit geçiyorum aslında bunu anladım bu akşam, zaten geç kalkarım ben, akşamda odama geçerim misafir felan olcak da beraber oturcaz akşamları, yazık sonra çok pişman olucam. bu konuyu hop diye zıplıyorum zira darlandım kendime.

 
son günlerde ya bişi izlemedim ya da genelde film izledim onları ayrı bi yazıda yazarım artık. epeycene uzun bi sürede (bana göre) city hall'ı tamamlamıştım ondan bahsetmemişim. diziyi cha seung won ve kim sun ah'ı bir araya getirdiği ve ben ikisine de bayıldığım için izledim. haliyle iki beğendiğim oyuncu olunca işin içinde, benim beklentilerim de tavan yapmıştı. dizinin de komik olduğunu ordan burdan okumuştum hatta pek beğenmişlerdi, belki beklentim çok yüksek olduğu için belki gerçekten öyle bana gayet vasat geldi dizi, yani sadece ikili sahneleri sevdim o da yani sevmemem mümkün değil elemanları seviyorum çünkü, onun haricinde geri kalan konu sıkıcıydı hep bi seçim sürecindeydi dizi biri bitti bi başkası başladı, belediye olayları saçma saçma nedenlerle insan tepkileri bi de senaryo kendini tekrarladığı için sıkıcı oldu genelde, kısaca ben pek beğenemedim o nedenle tavsiye de etmem. yani athena'yı yapmış, greatest love'da çoşmuş bi adamdan, kim sam soon olmuş, scent of woman'da ağlatmış kadından nasıl en iyisi beklenmez ki, kusura bakmasınlar kabahat benim değil (: bunun aksine kısacık bi sürede ayşe kulin'den gece seslerini okudum. öncelikle beğendim kitabı, ayşe kulin kitapları sürükleyici tarzdalar, gece sesleri de oldukça sürükleyiciydi. yine içinde her telden vardı, kuşak çatışmaları, anne-kız, oğul ilişkileri, siyasi olaylar, darbe zamanlarının etkileri, aşklar meşklerle dolu dolu bi kitaptı, eğer okuyasınız okuyun bence (:


not1: fonda sezen aksu var.
not2: afiş yeppudaa'dan.

18 Ekim 2012 Perşembe

böyle işte


şu an hem açlıktan hem de sıkıntıdan kendimi yazıya verdim, evet açlık durumlarım hala devam etmekte, spor ve yürüyüş te öyle. bizim gelgitli tartımıza göre 2,3 kilo verdim ama buna tartının şaibeli durumları nedeniyle inanamıyorum bi türlü. bi an kendime süzülmüş geliyorum sonra karnım yine şişiyo off göbeğim durduğu gibi duruyo diyorum, lanet olası göbeğim su içsem hamile göbeğine dönüyo hemen tartım 60'ı gösteriyo ahh bi de 57 olsa o zaman göbeğim olsa da tamam diycem söz bak. yorulduğuma ve aç kaldığıma değsin istiyorum hep tatlı şeyler çekiyo canım, çikolatalı kekler, şerbetli tatlılar, sütlaç, muhallebi istisnasız hepsi aklıma doluşuyo, ya bi gidin diyorum bi gidiyolar bu sefer pizza, börek, makarnaya geliyo sıra kısacası kurtuluşum yok bu durumdan, bi de diyorum ki iyi tamam zayıfladın ee sonra yine bunlar yasak oyh, hayat yiyip yiyip zayıf kalanlara güzel bi de demiyolar mı yaee kilo alamıyoruz offf yedikleriniz löp löp et olsun size başta ablama, gerçi o kilo alsa dilinden durulmaz minnacık götü var yok kocaman oldu parmak kalınlığında karnı var ayy
göbeğim çıktı der pislik ne olcak (:
geleyim en son izlediğim diziye allahım bayıldım bayıldım. answer to 1997 ya da reply 1997, nasıl samimi, nasıl gerçek, nasıl sıcak. şöle ki pek sevgili karakterlerimizin lise çağlarından başlıyo hikaye ha çocukluklara da dönüşler oluyo elbet ama asıl mevzu lise son hayatlarındaki etkisi, geleceklerinin temelleri bu yıla dayanıyo, o yüzden biz de sık sık bugünkü olayların sebebini ya da mazisini öğrenmek için geçmişe dönüyoruz. bugünü gösterdiği zamanlar ise her defasında insanın merak duygusunu kamçılamaktan başka bişi yapmıyo, her defasında anaaa ne olcak, hangisi ki acaba, bu nerden çıktı şimdi gibi deli sorular kafayı kurcalatıp duruyo, ilk bölümleri diğer dizi bölümlerine göre kısa olmakla birlikte sonlara doğru uzadı, o yüzden hem kısa hem de heycanlı olduğu için hiç yormadan bitiverdi valla hatta bitmese çok daha güzel olurdu. en çok baş hatuna bayıldım minnacıklar zaten o kadar tatlıydı ki en çok ta ağlayıp zırlamaları güldürdü beni. dizide her şey var aile, arkadaşlık ve tabi ki aşk (: bence izleyin siz de bayılın.
hmm son zamanlarda bi kaç kitap birden karıştırıyorum ve son zamanlarda beni kitleyen bi kitap da geçmedi elime malesef bakalım ne zaman hah oldu diycem, en son tom sawyer'ı bitirdim. ne var biliyorum çocuk kitabı olduğunu ama okumamıştım elime geçince okudum, ayrıca yetişkinleri de lannn niye çocuk değiliz biz diye geçmişe götürmeyi başarıyo. tom sawyer feci akıllı, yaramaz, afacan, duygusal biraz da ukala bi çocuk, bize bi çocuk nasıl eğlenir nasıl aşık olur nasıl korkar nasıl cesur olur bunu anlatıyo bize. tom sawyer okurken çok seveceğiniz ama yanınızda olsa bi kaşık suda boğacağınız bi bebe, sevdim ben güzel anlatmış mark twain amca.
not: afişler yeppudaa'dan. orası olmasa ne yaparım bilmem (:

7 Ekim 2012 Pazar

son hallerim

yazıya başlamak zor, nerden nasıl başlıycamı bilemiyorum bi türlü o yüzden en iyisi direk dalmak (: çarşıdaki eve geldiğimden beri bi rejim, spor işine giriştim. bu göbek eriycek arkadaş (bebeklerin bruno reklamı süper olmuş bence) öğleyin kalktığım için öğle yemeği yerine kahvaltı yapıyorum, abartmıyorum iki küçük dilim veya tek büyük dilimle yetiniyorum, bi kaç saat sonra bi salkım kara üzüm yiyorum ya da bi kaç kaşık yoğurt akşam altı gibi de akşam yemeğini yiyorum ondan sonra mı tık yok, bi su içiyorum çok acıkırsam yine bi salkım üzüm ama genelde idare ediyorum, memnunum zorlanmıyorum da tek kötü tarafı ben akşam çay içmeyi çok seviyorum ama tek başına içmekten hiç hoşlanmıyorum, haliyle çay keyfim kalmadı tek üzüldüğüm bu, ha sürekli canım şekerli şeyler çekiyo tabi zaten abur cubur yaptı bana yapacağını, yemek yediğim yoktu bi de annem eski günlerine döndü yemem için yalvarıyo bana, resmen zorluyo baskı yapıyo yani hiç yardımcı olmuyo kendisi bana. spora gelince songül ablada bi spor aleti var merdiven çıkar gibi basamaklara basıyosun ama çok zor basılıyo beş dakika sonra ayaklar aşırı ağrıyo en fazla on dakika yapabiliyorum onu, ondan sonra da böle sağa sola dönmeni sağlayan yuvarlak var onu yapıyorum bi 20 dakka da yarım saat patlaya patlaya yapıyorum, tivi önünde felan olsa daha fazla yapabilirim ama insan sıkılıyo, sonra gün içinde de bi saat yürüyorum sahilde, bu kadar çabalıyorum bi faydasını görsem çok mutlu olucam bi kilo kesin verdim de iki kilo da olabilir ama sanmıyorum annem öle iddia ediyo bizim baskül biraz heyheyli bi kilo eksik tartıyo felan ay neyse böle bi düzen içine girdim bi de bi kurs olayına başlasam harika olur, bissürü kurslar var ama şu anda başlayan yok sanırım hat için yazıldım ama gider miyim bilmiyorum resim çok istiyorum başlarsa kesin gidicem ona acaba bunlardan bahsetmiş miydim (: annem sürekli laf sokma derdinde bana işte yat yat bi doy, anca film izle bıdı bıdı bıdı, sabrediyorum da bakalım nereye kadar.
tamam geçiyorum burayı da, geliyorum izlediğim en son diziye ne zamandır listemdeydi, kendisi que sera sera'dır. 17 bölümlük hoş bi diziydi, epeyi süredir peş peşe tek bi dizi izlememiştim,hiç bi bölümünde sıkılmadım, hem hislendim hem güldüm hem sinirlendim. nedense artık bi bloktan okuduğum mu aklımda kalmış bilmiyorum dram olarak biliyorum diziyi yani hane ağır ağlarım felan ama değil tipik bi dramaydı içinde her şeyi olan, öncelikle ilk dikkatimi çeken öpüşme sahnesi en çok olan dizi buydu, direk dikkatimi bu çekti niye acaba (: gerçi sonra bıçak gibi kesildi bi tane bile olmadı hatta acaba tepki felan mı almıştır olabilir bence. eric moon işte yakışıklı, ukala, zengin hatunlarla gönül eğlendiren hovarda bi tip, adını bilmiyorum hanım kızımız da bildiğimiz genel dizi karakteri gibi kendi halinde çarpıcı olmayan çocuk gibi giyinen hatta çocuk gibi olan saf hatun bi kişilik, bunların komşu olmalarıyla başlıyo hikayemiz, sonra her zamanki gibi işin içine diğer karakterler dahil oluyo ve karışıyo ortalık, her ne kadar beklemediğim gibi olsa da asla hayal kırıklığına uğramadım, ayrıca şarkılarını da beğendim, sevdim ben (: en son okuduğum kitaba gelirsek eğer uzun bi süreçte bitirebildim malesef, son zamanlarda yoğun olarak helecanlı şeyler okuduğum için ve sürükleyici olmadığı için uzun sürdü. kitap hatta notta düşmüştüm buraya janet fitch'in beyaz zakkum'u. ana olay bi anne ile kızının ilişkisi ama bu ilişkiyi anlatırken hem kızın hem annenin ve hayatlarına giren insnaların karakterlerini, kafalarını felan anlatıyo, ağır psikopat kafası var bunlarda, anne hapse düşünce çocuk koruyucu aileler arasında gezinip duruyo bunlarla uyum, uyumsuzluk, aşk, nefret, hayranlık hepsi var işte kitapta, orta düzeyde beğendiğimi söyleyebilirim. bu yazıyı yazarken 1 kadın 1 erkeği izledim, acaip dizi be feci gerçek. son olarak açım ):
not: afiş sarangni'den.