30 Eylül 2012 Pazar

izledim

son zamanlarda dizi yerinde film izlemeyi tercih ettim nedense. belki sıkılmışımdır hali hazırda city hall bi yandan ilerliyo bi yandan da que sera sera izlemeyi düşünüyorum. tabi dizi izlemememin nedenlerinden biri de yeni sezonun başlamış olması misal behzat ç ah ah, kuzey, rastladığımda zaplayarak izlediklerim de var yani tivi dolu olduğundan gece açıyorum bilgisayarı o da bi film izliyim bari diyorum neyse ilk önce dogani den başlıyım. eğer benim gibiyseniz kesinlikle izlemeyin. film beni benden aldı mafetti beni bi de gerçek olduğunu bilmek içimi acıttı resmen ağladım içlendim ağladım. hani gerçek olmadığını bilsem aman film diycem belki ama yok gerçek bi de böyle şeylerin tek tük değil aslında çok olduğunu bilmek off insanın ne aklı ne yüreği alıyo işte, aklıma geldikçe hala kötüleşiyorum filmin senaryosunun acı yüklü olmasının yanına bi de gong yoo ve çocuk oyuncuların harika oyunculukları tuz biber oldu kısaca kalbiniz ve içiniz kaldırıyosa izleyin de görün.
 

bir diğer izleyip te hem beğendiğim hem yine dellendiğim film de ı come with the rain oldu. hangi güzele bakıcağımı şaşırıp kalmamın haricinde farklı bi filmdi başlarda polisiye olacağını sandım ama değildi öyle ortaya karışık bişiydi hem doğa üstü güç vardı adamda hem bi yandan aranıyodu işte bi de mafya vardı işin ortasında burda da adamlar harika oynadı amerikalı, koreli, japon hepsi birbirinden datlı, hepsi de güzel oynamış alsana seyirlik malzeme zaten lee byung abimizin başımızın üstünde yeri var kendilerine karşı saygımız sevgimiz sonsuzdur (: filmde en sevdiğim şeylerden biri mafya beyimizin hatuna olan tutkusuydu insanın canı çekmiyo değil (: beğendiydim bunu da.

hmm başka ablam hint filmi indirmişti, aslında ben sevmem öle filmin yarısından çoğu müzik,dans felan çok sarmaz bana bi de bu film uzunmuş neyse kırmayalım ablayı izleyelim bari dedik hele başroldeki bey adına bakıyorum aamir khanmış şimdi bakıca dikkat ettim de yöneten de yapan da oynayan da kendisiymiş ya, neyse ben kendisini pek sevmem gözleri beni çok rahatsız ediyo o rengi de pek sevmem adamın neresini bu kadar çok seviyolar gerçekten anlıyamıyorum film taare zameen par yani yerdeki yıldızlar işte aslında çok zeki olan ama işte bazı konularda geri kalan bi çocuğun ve onun idealist öğretmeninin hikayesi valla çocuk mocuk ama nası itici geldi bana sevmedim de zamanla biraz daha ısındım kendisine işte bu çocukcağızın ileştirilmesi, geliştirilmesini konu alıyo film, çok uzundu yer yer sıkıcı olmakla birlikte orta düzeyde beğendim kendilerini.





bir diğer filme gelirsem o da come rain, come shine baktım filmde hyun binciğimiz oynuyo allahım afiş te konu da gel gel diyince hemen atladım tabi ama anacım film bildiğin kült çıktı, ayrılmak üzere olan karı koca ilişkisini konu almış film ama öle bildiğimiz sanatsal filmler gibiydi misal kaynayan suyun sesi, yağmur damlaları, sessizlik böle geçti gitti film pek diycem bişi yok beğendim diyemem beğenmedim de diyemem tek şikayetim hyun binimin saçları uzundular ve hep yüzüne yüzne düştüler göremedim cancazımı (:
son film ise daha dün gece izleyip te hala gözlerimin şiş olmasının sebebi olan adından da belli olacağı üzere acı (tong-jeung). ayy aklıma geldi de yine kötü oldum, oğlumuzun da kızımızında bildiğimiz beğendiğimiz simalar olmasının yanı sıra acıklı, bol acitasyonlu senaryomuz da güzeldi, ee adamlar da güzel oynadı biri acı duymaz ondan sebep kafasını gözünü yardırır biri de hasta bi yerine bişi olsa kanı durmaz ayhh iki belalı ve şeker tip buldu birbirini off nası güzeldi ilk iletişimleri, sevişmeleri (: felan bu koreliler dizilerde pek tutucu olup filmlerde döktürüyolar ha aman döktürsünler ben bişi demiyorum işte mutlu başlayıp ta hüzünle biten bi hikaye ben de malım arkadaş filmlerin başından belli üzeceği yine de hazırlıyamıyorum kendimi bildiğin hıçkıra hıçkıra ağlıyorum pek çok sevdim ben acıyı (: afişte o biçim offff.
not: afişler sarangni'den.

25 Eylül 2012 Salı

ben sen o

ben zaten etiketlerden nefret ederim. İnsanları mektupları ayırır gibi kalıplara -fahişe, ev hanımı, azize- ayıramazdınız. Bizler korkularımız ve isteklerimizle, ideallerimiz ve bakış açılarımızla öyle değişkendik ki tıpkı su gibiydik.

Beyaz Zakkum / Janet Fitch

15 Eylül 2012 Cumartesi

güm güm diye çarpıyo


uyumak için yattım ama çarpıntım tutunca daha fazla dayanamayıp loplopu açtım. durup dururken neden çarpıntım alıyosa bu seferkiler panik ataktan değil de depresyondan sanırım. evet sanırım çaktırmadan depresyona girdim yine. yine diyorum çünkü pek sık haşır neşir olurum kendileriyle. panik atağın en azından nedenini biliyorum ama bu çarpıntılar hepten sinirimi bozuyo çünkü sebepsiz yere oluyolar ne okula gitmek zorundayım ne sabah erken kalkmak zorunda. sabah uyanmak benim içim ölümle eş değer olduğundan bir bunalım nedenidir. erken kalkmayı sıkıntı yaptığım için hiç uyuyamam ve çarpıntım olur. ilk deliliğimin ortaya çıkışı da bi alem. ünideyim yeni geçiş yapmışım trabzona, rizeden git gel yapıyorum (ki öyle de bitirdim) bizim bölümün akşam sınavları meşhurdur o akşamda öyle bi sınav var ve ertesi gün de erkenden bi tane daha, gece rizeye dönmem zor arkadaşlar da bizde kal dedi ben de tamam olur dedim (demez olaydım) sınavdan sonra çıktık gittik eve, yedik içtik hiç bişi yok sonra annem aradı belki aramasaydı bişi olmıycaktı ben bebeler gibi bi başladım ağlamaya, allahım ne komedi kendime hakim olamıyorum, deli gibi çarpıntım bi taraftan ayıptı sölemesi kusma bi taraftan. ömrümde ilk kez böyle bişi geldi başıma elalemin evinde üstelik, bu halde ne çalışması üstelik çok da zor bi sınavdı yattım ben ama ne uyku ne bişi sabaha kadar bi ateş basması bi sıtma ve sürekli çarpıntı. eve gidince de o zamanlar dedem rahatsızdı annem orda kalıyodu bazen o zaman da oldu felan annem bilmiş kadındır hemen iyi bi doktora getirdi beni kadın tak diye panik ataksın, yalnızlık korkun var annenden ayrılamıyosun dedi, tamam anneme düşkünümdür ama o kadar mı yani o kadarmış gerçekten de, o süreci unutamıyorum annem nereye ben oraya kadının eteğine yapışmıştım resmen. trabzona yerleşmeme nedenlerimden biri de budur işte, hatta akademik kariyer için şehir dışı da yazmadım aile düşkünlüğüm yüzünden o yüzden de işsizim, alabileceğim pek çok üni vardı ama yazmadım şimdi düşünsem bile iş işten geçti, hemen ilaca başlayınca derine inmeden kurtuldum panik ataktan ama aslına bakarsan hayatımı çok fazla etkiledi ve değiştirdi bu hastalık. fakat bu son zamanlarda mevcut olanlar panik ataktan değil anlıyorum, bu delilik içerde bi yerde. başka bi şeyler ilgilendiğim ve uyumaya çalışmadığım içim misal şu anda çarpıntım yok, çarpıntı kötü ya gelmesin kimsenin başına, mide bulantısı da kötüdür, karın ağrısı, migreni demiyorum bile (:
not: ablamın bilgisayarı olduğun için resim nerden bilmiyorum ama cocacolagirlie imzalı güzelmiş eline sağlık (:

7 Eylül 2012 Cuma

boş ben


bir haftadır felan fabrikada değilim, yaptığım şey yatmak,uyumak,okumak ve izlemek. olmuyo kendimi çok boş hissediyorum, hep iyiyim ben böyle memnunum diye kendimi kandırıyodum ama artık yemiyo kendimi bile inandıramıyorum. şurda bi süredir saldık şimdiden çok sıkıldım. kesinlikle bişiler yapmalıyım iş olmuyo kurs felan diyorum,o kadar tembel ve umursamaz bi insanım ki gidip ne var ne yok diye bakmadım bile, halbuki resim kursunu çok istiyorum her seferinde dolu oluyo bi sene önceden yer ayırtmak lazım sanırım, bazen diyorum gir kıytırık bi yere işe ona da cesaret edemiyorum yapamam diye, mal gibi okudum okudum bi halta yaramadı diyo herkes artık ben de demeye başladım, sürekli keşke yirmi olsaydım felan derken buluyorum kendimi keşke iş işten geçmemiş olsaydı diyorum şimdiden bi moddaysam bi beş sene sonrasını düşünemiyorum, kesinlikle çok pişman olucam yapamadıklarıma, yapmadıklarıma sürekli geçmişe dönmüş buluyorum kendimi keşke şöle yapsaydım böle yapsaydım kendime geçti gitti önüne bak yap artık işte bişiler diyemiyorum,çok güçsüzüm çok.bu kadar dert yanma yeter devamlı aynı şeyleri söylemekten de sıkıldım. en son okuduklarımdan bahsedelim en güzeli. açlık oyunları serisinde aşık olduğum kadının başka bi serisini okudum sevgili gregor ve kehanetleri zavallı çocukcağız her kitapta bir felaketten diğerine koşturup durdu. bu seride kendimi çocuk kitabı okuyo gibi hissettim ki çocuk kitabı zaten kocaman kocaman yazılarındna belli (: gerçi fantastik kitapların çoluğu çocuğu olmaz tıpkı filmlerin olmıycağı gibi. gri, felaket, kan, sır ve zaman olmak üzere beş felaketin olduğu be kitaptan oluşuyo seri. mekan yer altı kadro ise yer altında olabilecek bissürü hayvan ve epeyce ilginç insan ırkı işte konuda bunların arasında geçen savaşlar, ilişkiler felan. baş kahramanımız gregor olsa da ben ondan çok ripredi, aresi,howardı,tempi ve tabi ki botu sevdim. her ne kadar açlık oyunlarının verdiği tadı vermese de yine de hiç fena değildi. bilmeme rağmen hayvanların da bi dünyaları, kendi hayatları,dilleri olduğunu bir kez daha farketmiş oldum. dizi olayına gelirsek en son izlediğim iljimae'yi uzuun bi süreçte tamamlamış oldum. geçmişte geçen hikayelerden hele de böle ölümsüz gibi dövüşme ve bi halt olmama olayınından haz etmeme rağmen izledim ve beğendim. doğruyu söylemek gerekirse özellikle son bölümlerini beğendim pek bi heycanlı olduğundan. gerçi sonundan bişi anlamadım yaşıyo mu hayal mi gerçek mi bilemedim. ya sonlar ya mutlu olmalı ya kötü, öyle arada olmamalı, sevmiyorum abi kesin olsun her şey benim hayalime bırakma bişileri o kadar hayal etmeyi sevsem izlemem hayal dünyasında yaşarım zaten. kızdırmayın beni (:

3 Eylül 2012 Pazartesi

birikmiş

yakın geçmişi bi yazıda toplayak dedim, tam anımsamıyorum en son hangi dizi hangi kitaptan bahsettiğimi bi bakmam lazım bi dakka (: evet nerde kaldığıma baktıktan sonra başlayabilirim.
en son sungkyunkwan scandalı izlediğimden bahsetmişim evet efendim bu pek sürükleyici ve hoş olan diziyi bitirdik ablayla. tarihi dizileri pek sevmeme rağmen (dong yi hariç sanırım onu fazlaca izlediğimden ve sevdiğimden bi de hep aynı hikaye olduğundan uzak geliyo bana) bu dizi içimize sindi, güldürdüğü kadar meraklandırdı da. ee elemanlar da pek güzel olunca gel de diziyi sevme. bence dizi herkesin beğendiği kadar olmakla beraber izlenilesi bi dizi.padam padama sanırım bu diziyle beraber başladık ama o bitene kadar bi kaç tane daha dizi bitirdik,o derece sıkıcı geldi bana, tamam başlarında melek olayı,ikinci sanş olayları felan insanı merak ettirdi başlarda ama ortalarından sonra dizi ne kadar acıklı hale geldiyseo kadar sıkıcı oldu.zar zor çok uzun bi süreçte bitirdim dizi ablam halaa izlemedi sanırım sadece sonuna bakacak.sonu demişken sonunu tabi ki beğenmedim çünkü havada asılı kalan şeyleri sevmem ölcek mi ölmiycek mi tamam ölcek işte öldür o zaman zaten acıklıydı yeterince daha üzmiyim mi demiş senarist anlamadım bence olmamış.
eş zamanlı izlediğimiz dizilerden biri de baby faced beauty idi. bu dizi bilgisayarda kayıtlıydı bi arkadaştan almıştık ölesine bari bunu izliyelim dedik ve kesinlikle beklentilerimizi karşıladı hatta. tabi her dizi gibi onun da sıkıcı kısımları oldu ama danielcik izletti diziyi tıpku musicali izlettiği gibi.kızın saf ve hırslı halleri de beni benden aldı ayrıca o kızı da 34 yaşında yapmışlar ya yuh dedim (: şimdi baktım da 31 yaşındaymış ama dizi ne zamanındır du bakcam yoo 2011 miş çok da atmamışlar anam ne genç gösteriyo ölcem ben,şu anda depresyonun doruklarına tırmandım ha neyse kendime gelsem iyi olur o bebeklerle yarışamayız kızımmm. efendim sonra da ablamın komedi diye balşattığı scent woman'ı izledik. aman ne komedi ağladım bi ton, bu diziyi de sevmemek mümkün mü korenin sultanı var işin içinde,çok seviyorum ben bu hatunu, yine vermişler eline bi çıtır ohhhh hayat sana güzel valla. işte burdada tipik zengin erkek ona layık olmayan kız olayını görüyoruz ama hatunumuz cesur çıkıyo, amann beee nasısa ölcem her boku yerim diyo helal sana, işte yüzde hafif tebessümler bırakan, bol bol off offf çektirten yeri geldi mi de zırlatan bi dizi oldu benim için kısaca sevdim. muradiyedeyken tamamladım bu diziyi. sonra da film zannederek won bin'in friends dizisini izledim bi oturuşta. zaten dört bölümdü yanlış değilsem kısacık bi aşk hikayesi, çocuk filmi gibiydi pek yorum yapmıycam o yüzden won bin'in hatrı var (:
sonracığıma köyde ablayla tekrar üstte yazdığım nedenlere sevmediğim bi eski dizi olayına girdik ama eski yeni karışımıymış,son zamanlarda bolca işlenen geleceğe,geçmişe gitme hikayesi mevcuttu Queen ınhyun's man adlı dizide. gel gitli bi dizi olduğu için başlarda sevmiyceğimi düşündüm ama düşündüğüm gibi olmadı. üstelik başrol erkeğimizi beğenmedim bile, yani ayılıp bayılmadan da dizi sevilebiliyomuş (: kızımızı ve ikinci elamanı çok sevdim. eleman ne tatlıydı zaten sinir etmeyen ikinci adam olayını seviyorum ben hem kıyamıyosun hem birinicini olmasını istiyosun bünyeyi zorluyo hoş oluyo. ama harbi şebekti. kızımızı tanıyoduk diğer işlerinden de uşakları bilmiyodum hiç. dizi boyunca lan bu uşak bu kızı nası tavlamış dedim durdum o derece hoşlaşmadım, neyse banane seven sevmiş (: açıkcası dizinin günümüzde olan kısımlarını sevdim, kızın menejerini bayılarak izledim hem tatlı hem güzeldi. kısa bi dizi de olduğu için yormadan izledik gitti. şu anda merkezdeyim burdada iljima ve pastayı izliyodum ve dün gece de pastayı bitirdim. bayıldığım bi dizi de pasta oldu özellikle ilk bölümleri, şefin ukala karizması kızımızın şapşal damarına bayıldım. her bi araya geldiklerinde, zıtlaştıklarında, güldüklerinde ayyy yerim ben sizi dedim böyle o şebek şebek hallerine bayıldım. ikinci roller de sağ olsunlar yormadılar bizi amanın tehlike dedirtmeden diziyi bitirdiler. dizi de pek tabi kore grubuna gıcık oldum, o tatlı şeflerini üzdükleri için ama sonunda o da tatlıya bağlandı.son dizilerim bunlardı, şimdi yeni arayışlara geçebilirim. kitap olarak en son psikopattan bahsetmişim.
ondan sonra biraz ara verdikten sonra paranoyayı okudum. bu kitap polisiye bi roman ve tam da sevdiğim gibi ne oldu nasıl oldu kim yaptı hiç belli değil bi ton düğümler ve düğümlerin açılışını okumak o anı beklemek pek keyifli.sırlar insana neler yapıyo neler yaptırıyo, gerçi katil benim beklediğim ve istediğim kişi çıkmadı işin süprizi de orda zaten, kısaca beğendim okuyunuz, okutunuz (: sonra gregor serisine geçtim bayıldığım açlık oyunları serisinin yazarından son bi kitap kaldı o da bitince onu da yazarım, sanırım şimdilik bu kadar.
not: fotolar sarangni sitesinden, orası da olmasa zaten ne izlediğimi unutucam (: